Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Mazlumların Duası ve Doğru Yol
#1
RasitTunca-3 
Mazlumların Duası ve Doğru Yol

"Sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğinde: 'Bizi o zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun' de."
Sadakallahul Azîm. (Mü'minûn Suresi, 28)

Allahümme salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammed.

Aziz Müminler,

Bugün sizlerle, insanlık tarihi boyunca mazlumların sığındığı en büyük kalkandan bahsedeceğiz: Dua. Rabbimiz, Mü'minûn Suresi'nde Hz. Nuh'un duasını bizlere örnek olarak sunuyor. Tufanın ortasında, gemiye sığınan inananlar, zalimlerin elinden kurtuluşun şükrünü böyle ifade ediyorlardı. Bu, sadece bir şükür değil, aynı zamanda bir duruştur: Zalime boyun eğmeyişin, hakka teslim oluşun ifadesidir.

Yolculuğumuza başlıyoruz. Rabbimiz katında insanların en hayırlıları, Peygamber Efendimiz'den (s.a.v.) sonra Onun izini takip eden sahabeler, sonra onları takip edenler (tabiîn), sonra onları takip edenler (tebe-i tabiîn) ve kıyamete kadar bu altın zinciri devam ettiren gerçek müminlerdir.

Bu bir yolculuktur ve yolculukta hedefe ulaşmak için bir rehbere, bir kılavuza ihtiyaç vardır. Mesela, Başağaçlı bir kardeşimiz Almanya'nın Münih şehrine gitmek istediğinde, yola çıkarken hemen Münih'i hedeflemez. Önce ilçe merkezine, sonra bir sonraki büyük şehre, sonra İstanbul'a, oradan Edirne'ye, sonra sınır ötesine, derken adım adım gider. Navigasyon cihazı bile size en kestirme yolu gösterse de, varacağınız yer için bir rota belirlemeniz gerekir. İşte manevi yolculuk da böyledir.

Bizler, Âdem Aleyhisselam'dan bugüne uzanan bir yolun yolcusuyuz. Hepimizin babası Âdem'dir. Ama Âdem'den sonra yol gösteren yıldızlar, peygamberler gelmiştir. Ahir zaman peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.) gelmiş, O'ndan sonra ashabı, sonra tabiîn, sonra tebe-i tabiîn ve onlardan sonra da evliyaullah bu yolu aydınlatmaya devam etmiştir. Bu manevi silsile, bizim için birer kılavuzdur. Peygamberimize ulaşmadan Allah'a varmak, sahabelerin izinden gitmeden Peygamberimizi anlamak mümkün değildir. Bu yolun rehberlerini tanımak, onların izinden gitmek, hedefe ulaşmanın olmazsa olmazıdır.

Rabbimiz, tavuktan yumurtayı, yumurtadan tavuğu çıkarandır. Yumurta olmadan tavuk olmayacağı gibi, tavuk olmadan da yumurta olmaz. Bu, bir varoluş kanunudur. Manevi hayatımızda da böyledir. Rehbersiz, kılavuzsuz bu yol nasıl gidilir? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ahir zamanda gelecek olan Mehdi'yi müjdelememiş midir? Biz bu haberi duymadık mı? Öyleyse, bu çağda fitnelerin kasıp kavurduğu bir dünyada, zamânın imamına, rehberine sımsıkı sarılmak gerekir.

Bugün maalesef kardeş kardeşin kanını döker hale gelmiştir. Oysa cihad, sadece savaşmak, kâfir öldürmek değildir. Cihad, Allah yolunda canla, malla, dille, kalple gayret göstermektir. Eğer cihad sadece savaş olsaydı, Hz. Nuh bin sene boyunca kavminin içinde kalıp da niçin savaşmadı? O, sadece tebliğ etti, davet etti, sabretti. En sonunda da "Rabbim, beni bu zalimlerden kurtar" diye dua etti. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne buyuruyor: "Dua, mü'minin silahıdır."

Öyleyse ey insanoğlu! Daha Allah'a tevekkülün tam değilken, hemen kılıca, tanka, tüfeğe sarılıyorsun. Birbirinizin boğazını kesmeyi insanlık ve din zannediyorsun. Oysa Allah yaratırken herkese bir irade vermiş. Sen nasıl bir dine inanmayı seçtiysen, başkası da kendi inancını seçmiş. Senin iki gözün varsa onun da var; senin ayağın varsa onun da var. O halde bir başkasının inancına, yaşam tarzına müdahale etmek sana düşmez.

Allah'ın koyduğu tabiat kanunlarına bir bakın. Yeryüzünde her yer demir olsaydı ekmek yapacak buğday yetişmezdi. Her yer altın olsaydı yine hayat olmazdı. Her yer su olsaydı, Nuh Tufanı'nda olduğu gibi hayat biterdi. Rabbimiz, hayat tamamen bitmesin diye Hz. Nuh'a gemiyi yaptırıp her canlıdan birer çift koymasını emretti. İşte bu, Allah'ın dengesidir, rahmetidir.

Peki, sen kim oluyorsun da bu coğrafyada yaşayan insanları ayırıyorsun? Bu topraklarda Türk'ü de var, Laz'ı da var, Kürt'ü de var, Çerkes'i de var. Biz, bu coğrafyayı vatan bilen, "Türkiyeliyiz" diyen bir topluluğuz. Hz. İsa'nın ümmeti de Allah'ın kullarıdır, Hz. Musa'nın ümmeti de. Onlara zarar vermeye kalkmak, peygamberlere saygısızlıktır. Düşünün bir gün Hz. İsa gelip dese ki: "Ey Muhammed ümmeti! Bunlar benim ümmetimdi, niye onlara zulmettiniz?" O zaman ne cevap vereceğiz?

Unutmayalım, akıllı insan elini yaktığı sobaya bir daha elini sürmez. İnsanlık, zalimlerin elinde defalarca yandı. Peki neden hâlâ aynı hataları tekrarlıyoruz? Allah zalimlere cehennem olduğunu bildirmiyor mu? Hz. Muhammed (s.a.v.) de, Hz. İsa (a.s.) da aynı şeyi söylemedi mi? Öyleyse bu inat niye?

Suyun değerini susayan bilir. Vatanın değerini ise vatansız kalanlar bilir. Bizlere emanet edilen bu vatan topraklarının kıymetini bilelim. Dünyada en değerli şey ne altındır ne petroldür. En değerli şey sudur ve ekmektir. Elbisen kirlenir suyla yıkarsın, abdest alırsın suyla, tarlanı sularsın suyla. Altınla hiçbirini yapamazsın. Rabbimiz, rahmetini suya, gazabını da ateşe koymuştur.

Kur'an'da en çok zikredilen isim, Allah lafzından sonra Rahman ve Rahim'dir. Rahman ve Rahim, merhamet eden, bağışlayan demektir. Nasıl ki anne ve baba, çocuklarını koruyup gözetler, hatalarına göz yumarsa, Allah da kullarına karşı öyle merhametlidir. Oysa şimdi dünyada merhamet kalmamış gibi. Herkes silahına sarılmış, birbirini tehdit ediyor. Ey insanlık! Gelin, "Allah Gafur'dur, Rahim'dir" deyin ve silahlarınızı indirin.

Diyebilirler ki "Kur'an'da Allah yolunda cihad edenler ölmez, diridir." Evet doğru. Peki cihad sadece silahla mı olur? Bir adam her gün sabah namazına kalkmak için uykuyla savaşsa, uykuyu yense ve bu gayretle ölse, o da su yolunda kırılan testi gibidir. O kişi cihad üzere ölmüştür ve ecrini alacaktır. Bir başkası, günaha davet eden güzel bir kadınla karşılaşsa, nefsiyle cihad edip günahtan kaçınsa ve o halde ölse, Hz. Yusuf gibi güzel bir surete bürünerek haşrolunur. Bir diğeri, eline fırsat geçtiği halde harama el uzatmamak için elini tutsa, bu da bir cihattır. Gördüğünüz gibi cihad, nefse, şeytana, kötülüğe karşı her an verilen mücadeledir. Öyle durup dururken insan öldürmek, terör estirmek asla cihad değildir. Rabbimiz Furkan Suresi'nde "Onlar haksız yere cana kıymazlar" buyuruyor. Haksız yere cana kıyanlar, bunun hesabını vereceklerdir.

Bu haftanın duası, Hz. Nuh'un duası olsun:

"Elhamdü lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimîn" (Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Allah'a hamdolsun.)

Bizim silahımız tanklar, tüfekler değil, dualarımızdır.

Rabbimiz, her birimize cihad edeceğimiz bir alan vermiştir. Herkes kendi nefsine uygun cihadı bulsun ve bu cihad üzere ölmeyi kendine düstur edinsin. Küçük cihad (nefse karşı verilen mücadele) bitmiştir, şimdi büyük cihad (nefsi terbiye etme mücadelesi) başlamıştır. Hedefimiz, ölmeyenler zümresine, yani şehitler zümresine katılmak olsun.

Rabbim, zalimlerin şerrinden bizleri muhafaza buyursun. Bizleri, Hz. Hüseyin gibi zalim karşısında boyun eğmeyenlerden, Hz. İsa gibi haksızlık karşısında susmayanlardan eylesin.

El-Fâtiha maas-salavât.

Schrems, 01.10.2013 Sali


Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan





Signing of Halid

Halid
Sevgiler Saygılarla Sunarım
Smileys-2
Cevapla


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
RasitTunca-4 FEFiRRU iLALLAH, KAÇACAK İSEN ALLAH’A DOĞRU KAÇ Halid 0 92 01-03-2026, 10:39 PM
Son Yorum: Halid

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi