Bedende Kalp, Kainatta Kabe Gibidir; Kabe de Dünyadaki Anne Gibidir
07.07.2013 Pazar
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قَدْ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِى ٱلسَّمَآءِ ۖ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَىٰهَا ۚ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ۚ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ ۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
Meali: "Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu (haber alma ve beklenti içinde olduğunu) görüyoruz. Artık seni mutlaka hoşnut olacağın bir kıbleye döndüreceğiz. (Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü o yöne çevirin. Şüphe yok ki, kendilerine kitap verilenler, bunun Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah, onların yapmakta olduklarından habersiz değildir." (Bakara Suresi, 144. Ayet)
Allahümme salli ala Muhammedin ve âli Muhammed.
Allahümme salli ala sahibi'l-kıbleteyn ve âli sahibi'l-kıbleteyn.
Aziz Müminler,
Bugün sizlerle çok katmanlı, derin bir yolculuğa çıkacağız. Yolculuğumuz iki mübarek mescitten geçecek: Biri Kâbe, diğeri Mescid-i Aksa. Yolumuzun haritası ise Bakara Suresi'nin 144. ayetinde gizlidir; kıblenin dönüşü, yönün değişmesi... Bu sadece taştan bir binaya dönmek değil, varlığımızın özüne, yaratılışımızın sırrına yönelmektir.
Rabbimiz Kâbe için "ilk ev" buyuruyor. Peki, bu "ilk ev" neyin nüvesidir? İnsanın yaratılış yolculuğunda da bir "ilk ev" vardır. Tıpkı Kâbe'nin Mekke'de, o zaman bilinen adıyla "Bekke"de inşa edilmesi gibi... Bekke kelimesi, derin bir sırrı barındırır. Bu, aynı zamanda insanın yaratılışının başlangıç noktası olan "berzah"ı, yani ruhlar âlemi ile dünya âlemi arasındaki eşiği de hatırlatır.
Düşünün ki, her birimiz bir yolcuyuz. Yolculuğumuz, "be" harfiyle, yani noktayla, tohumla başlar. İnsanın özü, bir noktacık olarak kuyruk sokumundan çıkıp, erkekteki özle buluşana kadar süren bir yolculuktur bu. Bu yolculuk, sadece biyolojik bir süreç değil; aynı zamanda "seyr-i süluk" dediğimiz manevi bir olgunlaşma yolculuğunun ta kendisidir.
Her bir hücrenin, her bir zerrenin bir yönü, bir kıblesi vardır. Yediğimiz bir lokma besmele ile ağzımıza girer, mideye, bağırsaklara uğrar, kana karışır. Kan, onu kalbe getirir. Kalp, onun saflığına, temizliğine bakar. Eğer temizse beyne yükselir. Orada akıl ve idrak süzgecinden geçer. Sonra tekrar aşağı iner, omuriliğe, iliklere karışır. İşte asıl yolculuk buradan sonra başlar. Eğer bu öz, saf ve temiz bir su gibi ise, erkek bedeninde iliklerden süzülür, kuyruk sokumuna gelir ve oradan da en son durağı olan husyeye ulaşır. Orada, kendisi gibi yüz yirmi dört bin kardeşiyle buluşur, tanışır ve onlarla bir bütün olur. İşte bu, insanın özüdür, mayasıdır, tohumudur.
Bu tohum, eğer bir insan olmaya namzetse, beklemeye başlar. Gideceği anneyi, asıl yuvasını bekler. Ta ki, o büyük aşk ateşi, o sevgi iklimi onu ısıtana kadar. İşte o ateş, ona yakıt olur ve onu anneye doğru çeker. Bu çekim gücüyle, tıpkı bir devenin iğne deliğinden geçmesi gibi zorlu bir yoldan geçerek yumurtaya ulaşır. Bu yolculuk, insanın dünyaya gelişinin, Allah'ın kudretinin ve rahmetinin en büyük delilidir.
İşte bu yolculukta "kıble", insanın kendine döndüğü yöndür. Müslümanlar için kıble Kâbe'dir. Peki, Kâbe nedir? Kâbe, kainatın haritasının insan bedenindeki tecellisidir. Nasıl ki Kâbe göğsümüzde, kalbimizin sol yanında ise, bizler de kainatın göğüs kafesi sayılan bir bölgesinde, Kâbe'nin bulunduğu gezegende yaşıyoruz. Yönümüzü Kâbe'ye dönmek, aslında kendi kalbimize, kendi özümüze, yaratılışımızın ilk evine yönelmektir.
Kâbe'yi bulan, ilk evini bulan kişi için artık yeni bir yolculuk başlar. Artık yön değiştirme, kıbleyi yeniden tayin etme zamanı gelmiştir. Nasıl ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e önce Mescid-i Aksa'ya, sonra Kâbe'ye dönmesi emredildiyse, insanın manevi yolculuğunda da kıbleler değişir. Zira "Cennet annelerin ayakları altındadır." Kâbe'yi bulan ruh, şimdi dünyadaki annesini aramaya başlar. Çünkü anne, dünyada Kâbe ne ise, insan tohumu için odur. İşte o zaman yön, dünyadaki anneye, yani rahme doğru olur.
Aziz Müminler,
Yolculuğumuz anne rahmiyle bitmez. Gerçek anne bulunup rahme ulaşınca, bu sefer kıble yeniden değişir. Artık istikamet, Hakk'a doğru yolculuk eden Muhammedî yolun, yani Mescid-i Nebevi'nin olduğu yöndür. Bu, hac yolculuğudur. Kimimiz önce Kâbe'ye gider, sonra Medine'ye; kimimiz ise önce Medine'ye, sonra Kâbe'ye. Bu tercihler, ruhun yolculuğundaki farklı makamları simgeler. Önce Medine'ye giden, henüz annesine varmamış, Peygamber'den sonra annesini bulacak olan gibidir. Önce Kâbe'ye gidip haccını yapan, artık anneden dünyaya doğma yolculuğuna başlamış gibidir ve onun yolu, Peygamber'in sünnetine sımsıkı sarılmaktır.
Namazda secde ayeti okunduğunda yapılan tilavet secdesi de bu yolculuğun bir simgesidir. İki niyetli bir ibadettir bu. Bir yandan namazın niyeti, bir yandan tilavet secdesinin niyeti... Niyetsiz hiçbir amel sahih olmaz. "Ameller niyetlere göredir." İşte bu niyet ve yön değişimleri, insanın hayatındaki dönüm noktalarını, tevbesini, yeniden doğuşunu temsil eder. Tıpkı Peygamberimiz'in namaz içinde 180 derece dönerek hem Mescid-i Aksa'ya hem de Kâbe'ye yönelmesi gibi, bizim de hayatımızda iki kıbleli anlarımız olabilir. Kimimizin kalbi sağdadır, tıpkı Meryem Ana gibi... Kimimizin ise iki kalbi vardır. İşte o zaman "Doğu da Allah'ındır batı da; nereye dönerseniz Allah'ın yüzü işte oradadır." (Bakara, 115) ayetinin sırrı tecelli eder.
İşte dünyaya gelen her insan, bu kutlu ve zorlu köprülerden geçmiştir. Her insan, yeryüzünde Allah'ın halifesi olmaya namzettir. Bu yüzdendir ki, bir insanı haksız yere öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir. Çünkü her insan, kainatın küçük bir haritası, kendi kıblesi ve yönü olan bir âlemdir.
Peki, bu yolculuğu anlamayanlar, kıblesini şaşıranlar ne yapar? İşte onlar, insanlığı bölmeye, ayırmaya kalkar. "Bu Müslüman, bu Hristiyan, bu Yahudi" diyerek ayrımcılık yaparlar. Halbuki hepimiz insanız. Allah hepimize yol göstermiş, dünyaya gelmemizi sağlamıştır. İnsan, iman ettiği ve insanlık onurunu koruduğu sürece azizdir. Yolunu kaybettiğinde ise zelil olur.
Büyük mütefekkir Yunus Emre ne güzel söylemiş:
"Şeriat tarikat yoldur varana, Hakikat marifet ondan içeru."
Şeriat, sadece namaz, oruç, zekât değildir. Şeriat, insanca yaşamanın bütün kurallarıdır. Kırmızı ışıkta durmak da şeriattır, alkollü araç kullanmamak da... Bunların hepsi, insanın ve toplumun huzuru için konulmuş ilahi ve insani kurallardır. Bunu anlamayanlar, dinin sadece kabuğunda takılıp kalır, özüne inemezler. Ellerine palayı, tahrayı alıp insan dövmeye kalkarlar. Oysa zorla, baskıyla güzellik olmaz. Zorbalıkla insanlar Müslüman yapılmaz. İslam, insan olma sanatıdır.
Allah Teala, insana irade vermiş, seçme hakkı tanımıştır. İyi ile kötüyü ayırt edebilmesi için ona akıl ve vicdan vermiştir. Mecburiyet olsaydı, hiç kimse kâfir, zalim, katil olmazdı. O zaman biz insan değil, melek olurduk. Ama biz insanız ve tercihlerimizle, irademizle varız. İçki içmek isteyenin meyhaneye, namaz kılmak isteyenin camiye gitmesi gibi... Tercih meselesidir. Bu tercih hakkını elimizden almaya kalkanlar, işte asıl zalimler onlardır. Dünyayı zorbaların eline bırakmamalıyız. Zira zorbalar, tıpkı Firavun gibi, ya kendilerine inanmamızı ya da zindanları, sürgünleri boylamamızı isterler.
Allah'ın bize verdiği bu seçme hakkını, bu iradeyi, iyi ve güzel olanı seçmek için kullanalım. Yolumuzu, kıblemizi, yönümüzü şaşırmayalım. İlk evimiz olan kalbimizi bulalım. Kalbimizi bulunca, dünyadaki annemize, yani merhametin kaynağına yönelelim. Annemizi bulunca, onun bize öğrettiği gibi, Muhammedî yola, yani sünnete sımsıkı sarılalım. Sünnet bizi Kur'an'a, Kur'an ise bizi Hakk'a ulaştırsın.
Rabbimiz, bizleri nimetlendirdiklerinin yoluna iletsin. Gazaba uğrayanların ve sapkınların yolundan uzak etsin.
Gelmekte olan Ramazan-ı Şerif'iniz hayırlı ve mübarek olsun. Bizleri bu mübarek ayda, kendi özümüze, kalbimize ve Rabbimize yaklaşanlardan eylesin.
Âmin.
El-Fâtiha bi-hurmeti's-salat.
07.07.2013 Pazar
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
07.07.2013 Pazar
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قَدْ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِى ٱلسَّمَآءِ ۖ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَىٰهَا ۚ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ۚ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ ۗ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
Meali: "Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu (haber alma ve beklenti içinde olduğunu) görüyoruz. Artık seni mutlaka hoşnut olacağın bir kıbleye döndüreceğiz. (Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü o yöne çevirin. Şüphe yok ki, kendilerine kitap verilenler, bunun Rablerinden (gelen) bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah, onların yapmakta olduklarından habersiz değildir." (Bakara Suresi, 144. Ayet)
Allahümme salli ala Muhammedin ve âli Muhammed.
Allahümme salli ala sahibi'l-kıbleteyn ve âli sahibi'l-kıbleteyn.
Aziz Müminler,
Bugün sizlerle çok katmanlı, derin bir yolculuğa çıkacağız. Yolculuğumuz iki mübarek mescitten geçecek: Biri Kâbe, diğeri Mescid-i Aksa. Yolumuzun haritası ise Bakara Suresi'nin 144. ayetinde gizlidir; kıblenin dönüşü, yönün değişmesi... Bu sadece taştan bir binaya dönmek değil, varlığımızın özüne, yaratılışımızın sırrına yönelmektir.
Rabbimiz Kâbe için "ilk ev" buyuruyor. Peki, bu "ilk ev" neyin nüvesidir? İnsanın yaratılış yolculuğunda da bir "ilk ev" vardır. Tıpkı Kâbe'nin Mekke'de, o zaman bilinen adıyla "Bekke"de inşa edilmesi gibi... Bekke kelimesi, derin bir sırrı barındırır. Bu, aynı zamanda insanın yaratılışının başlangıç noktası olan "berzah"ı, yani ruhlar âlemi ile dünya âlemi arasındaki eşiği de hatırlatır.
Düşünün ki, her birimiz bir yolcuyuz. Yolculuğumuz, "be" harfiyle, yani noktayla, tohumla başlar. İnsanın özü, bir noktacık olarak kuyruk sokumundan çıkıp, erkekteki özle buluşana kadar süren bir yolculuktur bu. Bu yolculuk, sadece biyolojik bir süreç değil; aynı zamanda "seyr-i süluk" dediğimiz manevi bir olgunlaşma yolculuğunun ta kendisidir.
Her bir hücrenin, her bir zerrenin bir yönü, bir kıblesi vardır. Yediğimiz bir lokma besmele ile ağzımıza girer, mideye, bağırsaklara uğrar, kana karışır. Kan, onu kalbe getirir. Kalp, onun saflığına, temizliğine bakar. Eğer temizse beyne yükselir. Orada akıl ve idrak süzgecinden geçer. Sonra tekrar aşağı iner, omuriliğe, iliklere karışır. İşte asıl yolculuk buradan sonra başlar. Eğer bu öz, saf ve temiz bir su gibi ise, erkek bedeninde iliklerden süzülür, kuyruk sokumuna gelir ve oradan da en son durağı olan husyeye ulaşır. Orada, kendisi gibi yüz yirmi dört bin kardeşiyle buluşur, tanışır ve onlarla bir bütün olur. İşte bu, insanın özüdür, mayasıdır, tohumudur.
Bu tohum, eğer bir insan olmaya namzetse, beklemeye başlar. Gideceği anneyi, asıl yuvasını bekler. Ta ki, o büyük aşk ateşi, o sevgi iklimi onu ısıtana kadar. İşte o ateş, ona yakıt olur ve onu anneye doğru çeker. Bu çekim gücüyle, tıpkı bir devenin iğne deliğinden geçmesi gibi zorlu bir yoldan geçerek yumurtaya ulaşır. Bu yolculuk, insanın dünyaya gelişinin, Allah'ın kudretinin ve rahmetinin en büyük delilidir.
İşte bu yolculukta "kıble", insanın kendine döndüğü yöndür. Müslümanlar için kıble Kâbe'dir. Peki, Kâbe nedir? Kâbe, kainatın haritasının insan bedenindeki tecellisidir. Nasıl ki Kâbe göğsümüzde, kalbimizin sol yanında ise, bizler de kainatın göğüs kafesi sayılan bir bölgesinde, Kâbe'nin bulunduğu gezegende yaşıyoruz. Yönümüzü Kâbe'ye dönmek, aslında kendi kalbimize, kendi özümüze, yaratılışımızın ilk evine yönelmektir.
Kâbe'yi bulan, ilk evini bulan kişi için artık yeni bir yolculuk başlar. Artık yön değiştirme, kıbleyi yeniden tayin etme zamanı gelmiştir. Nasıl ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e önce Mescid-i Aksa'ya, sonra Kâbe'ye dönmesi emredildiyse, insanın manevi yolculuğunda da kıbleler değişir. Zira "Cennet annelerin ayakları altındadır." Kâbe'yi bulan ruh, şimdi dünyadaki annesini aramaya başlar. Çünkü anne, dünyada Kâbe ne ise, insan tohumu için odur. İşte o zaman yön, dünyadaki anneye, yani rahme doğru olur.
Aziz Müminler,
Yolculuğumuz anne rahmiyle bitmez. Gerçek anne bulunup rahme ulaşınca, bu sefer kıble yeniden değişir. Artık istikamet, Hakk'a doğru yolculuk eden Muhammedî yolun, yani Mescid-i Nebevi'nin olduğu yöndür. Bu, hac yolculuğudur. Kimimiz önce Kâbe'ye gider, sonra Medine'ye; kimimiz ise önce Medine'ye, sonra Kâbe'ye. Bu tercihler, ruhun yolculuğundaki farklı makamları simgeler. Önce Medine'ye giden, henüz annesine varmamış, Peygamber'den sonra annesini bulacak olan gibidir. Önce Kâbe'ye gidip haccını yapan, artık anneden dünyaya doğma yolculuğuna başlamış gibidir ve onun yolu, Peygamber'in sünnetine sımsıkı sarılmaktır.
Namazda secde ayeti okunduğunda yapılan tilavet secdesi de bu yolculuğun bir simgesidir. İki niyetli bir ibadettir bu. Bir yandan namazın niyeti, bir yandan tilavet secdesinin niyeti... Niyetsiz hiçbir amel sahih olmaz. "Ameller niyetlere göredir." İşte bu niyet ve yön değişimleri, insanın hayatındaki dönüm noktalarını, tevbesini, yeniden doğuşunu temsil eder. Tıpkı Peygamberimiz'in namaz içinde 180 derece dönerek hem Mescid-i Aksa'ya hem de Kâbe'ye yönelmesi gibi, bizim de hayatımızda iki kıbleli anlarımız olabilir. Kimimizin kalbi sağdadır, tıpkı Meryem Ana gibi... Kimimizin ise iki kalbi vardır. İşte o zaman "Doğu da Allah'ındır batı da; nereye dönerseniz Allah'ın yüzü işte oradadır." (Bakara, 115) ayetinin sırrı tecelli eder.
İşte dünyaya gelen her insan, bu kutlu ve zorlu köprülerden geçmiştir. Her insan, yeryüzünde Allah'ın halifesi olmaya namzettir. Bu yüzdendir ki, bir insanı haksız yere öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir. Çünkü her insan, kainatın küçük bir haritası, kendi kıblesi ve yönü olan bir âlemdir.
Peki, bu yolculuğu anlamayanlar, kıblesini şaşıranlar ne yapar? İşte onlar, insanlığı bölmeye, ayırmaya kalkar. "Bu Müslüman, bu Hristiyan, bu Yahudi" diyerek ayrımcılık yaparlar. Halbuki hepimiz insanız. Allah hepimize yol göstermiş, dünyaya gelmemizi sağlamıştır. İnsan, iman ettiği ve insanlık onurunu koruduğu sürece azizdir. Yolunu kaybettiğinde ise zelil olur.
Büyük mütefekkir Yunus Emre ne güzel söylemiş:
"Şeriat tarikat yoldur varana, Hakikat marifet ondan içeru."
Şeriat, sadece namaz, oruç, zekât değildir. Şeriat, insanca yaşamanın bütün kurallarıdır. Kırmızı ışıkta durmak da şeriattır, alkollü araç kullanmamak da... Bunların hepsi, insanın ve toplumun huzuru için konulmuş ilahi ve insani kurallardır. Bunu anlamayanlar, dinin sadece kabuğunda takılıp kalır, özüne inemezler. Ellerine palayı, tahrayı alıp insan dövmeye kalkarlar. Oysa zorla, baskıyla güzellik olmaz. Zorbalıkla insanlar Müslüman yapılmaz. İslam, insan olma sanatıdır.
Allah Teala, insana irade vermiş, seçme hakkı tanımıştır. İyi ile kötüyü ayırt edebilmesi için ona akıl ve vicdan vermiştir. Mecburiyet olsaydı, hiç kimse kâfir, zalim, katil olmazdı. O zaman biz insan değil, melek olurduk. Ama biz insanız ve tercihlerimizle, irademizle varız. İçki içmek isteyenin meyhaneye, namaz kılmak isteyenin camiye gitmesi gibi... Tercih meselesidir. Bu tercih hakkını elimizden almaya kalkanlar, işte asıl zalimler onlardır. Dünyayı zorbaların eline bırakmamalıyız. Zira zorbalar, tıpkı Firavun gibi, ya kendilerine inanmamızı ya da zindanları, sürgünleri boylamamızı isterler.
Allah'ın bize verdiği bu seçme hakkını, bu iradeyi, iyi ve güzel olanı seçmek için kullanalım. Yolumuzu, kıblemizi, yönümüzü şaşırmayalım. İlk evimiz olan kalbimizi bulalım. Kalbimizi bulunca, dünyadaki annemize, yani merhametin kaynağına yönelelim. Annemizi bulunca, onun bize öğrettiği gibi, Muhammedî yola, yani sünnete sımsıkı sarılalım. Sünnet bizi Kur'an'a, Kur'an ise bizi Hakk'a ulaştırsın.
Rabbimiz, bizleri nimetlendirdiklerinin yoluna iletsin. Gazaba uğrayanların ve sapkınların yolundan uzak etsin.
Gelmekte olan Ramazan-ı Şerif'iniz hayırlı ve mübarek olsun. Bizleri bu mübarek ayda, kendi özümüze, kalbimize ve Rabbimize yaklaşanlardan eylesin.
Âmin.
El-Fâtiha bi-hurmeti's-salat.
07.07.2013 Pazar
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
