Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
SAF ALTIN (MÜ'MİN)
#1
RasitTunca-3 
SAF ALTIN (MÜ'MİN)

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm
Bismillâhirrahmânirrahîm

Fe vecedâ abden min ibâdinâ âteynâhu rahmeten min indinâ ve allemnâhu min ledünnâ ılmâ.
Kâle lehu Mûsâ hel ettebiuke alâ en tuallimeni mimmâ ullimte ruşdâ.
Kâle inneke len testatîa maiye sabrâ.
Ve keyfe tasbiru alâ mâ lem tuhit bihi hubrâ.

Sadakallahü'l-Azîm. (Kehf Suresi, 65-68)

Allahümme salli alâ Muhammed.
Allahümme salli alâ Mûsâ.
Allahümme salli alâ İsâ.
Allahümme salli alâ Hızır.
Allahümme salli alâ Mehdî.

Aziz Müminler,

Bugünkü sohbetimize, içsel bir yolculuğun, hakikate erme çabasının kapısını aralayarak başlıyoruz. Zira Allah Teâlâ, ledünnî ilim dediğimiz, eşyanın hakikatine dair sırlarla dolu bir ilmi dilediği kullarına bahşeder. Hz. Mûsâ’nın, kendisine bu ilim verilen Hızır Aleyhisselam’a talebelik etmek istemesi ve sabır konusundaki o meşhur imtihanı, bizlere büyük derslerle doludur.

Hepimiz ‘saf altın’ olmak, yani özüne ve aslına uygun, değerli bir mümin olmak isteriz. Peki bu nasıl mümkün olur? Saf altın olmak, önce ‘erinmemeyi’ öğrenmekle başlar. Dinimizin emirlerini yerine getirirken, iyilik yaparken, bir işe koyulurken hissettiğimiz o uyuşukluk, o isteksizlik, işte asıl mücadele onunladır. Bir bardak su vermekten, bir ihtiyaç sahibine yardım etmekten, kalkıp abdest almaktan, namaza durmaktan erinmeyen insan, iradesini güçlendirir ve manevi değerini artırır. Müslümanlıktan uzaklaşmanın ilk adımı da yine erinmekle başlar. Önce sabah namazına kalkmaya eriniriz, sonra diğer ibadetlerimizi aksatırız ve farkında olmadan manevi değerimiz erimeye, düşmeye başlar. İşte saf altın olmanın yolu, bu erinme duygusuna galip gelmekten geçer. Mümin, hayır işlerinde üşenmez, yorulmaz, usanmaz.

Bu dünyada her şeyin bir özü ve bu öze uygun bir davranış biçimi, bir metaneti vardır. Metanet, Allah’ın ‘el-Metîn’ isminin bir tecellisidir. Güçlükler karşısında yılmayıp dimdik durabilmek, ümidi kaybetmemektir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) “Kıyamet kopuyor olsa bile elinizdeki hurma fidanını dikiniz.” buyurarak işte bu metaneti, bu bitmeyen ümidi emretmiştir.

Düşünün bir ağacı; dalı toprağa bağlıdır ama meyve vermek için çalışan o enerjiyi nereden alır? Ya da felç geçiren bir insanı; yaşama azmi, o ‘eigene Wille’ dedikleri şey, yani metaneti onu nasıl yeniden ayağa kaldırabilir? İşte bu, Allah’ın izniyle olur. Her şeyin bir dengesi vardır. Bir yerde sel olur, deprem olur; bunlar boş yere değildir. Adl-i Mutlak olan Allah, kullarına zulmetmez. Bir topluma verilen her musibet, o toplumun işlediği hataların, bozulan dengelerin bir sonucudur. Önemli olan, bu uyarılardan ders alıp hatadan dönmektir. Suçsuz yere ceza olmaz. Allah’ın adaleti kusursuzdur.

Günümüzde insanoğlu, doymak bilmeyen arzularıyla birçok şeyin doğal yapısını bozdu. Toprağı, suyu, havayı, bitkiyi, hayvanı... Oysa vücudumuzun sağlığı, yediğimiz meyve ve sebzenin, yetiştiği toprağın sağlığına bağlıdır. Kalsiyum kemiklerimizi nasıl ayakta tutuyorsa, topraktaki mineraller de bitkileri ayakta tutar. Biz doğanın dengesini bozduğumuzda, aslında kendi bedenimizi, kendi kainatımızı hasta ediyoruz. Domatesi yaratan Allah, onu insana hizmet için yaratmıştır. Ama biz onun genetiğini, doğal yapısını bozarsak, o bize fayda değil zarar verir hale gelir.

İşte mümin, yani iman eden kimse, bu kainattaki her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu bilir. Su ne kadar ihtiyaçsa, hava da, toprak da, her bir element de o kadar ihtiyaçtır. Hiçbirini diğerinden ayıramayız. Nasıl ki Hz. İbrahim’in (a.s.) yumuşak huyluluğu, misafirperverliği (sebze-meyva cibilliyeti) bir ihtiyaçsa; savaşçılığı, cesareti (hayvani nefsi) de denge için bir ihtiyaçtır. Biri diğerini tamamlar. Dengeyi korumak, metaneti korumaktır. Allah’ın ‘Metîn’ isminin tecellisi, bütün kainatı ayakta tutar.

Öyleyse saf altın mümin olmak, sadece ibadet etmek değildir. Aynı zamanda erinmeden, üşenmeden bir bitki için, bir hayvan için, bir eşya için, hatta bir kaşık çatal için çalışıp onların temizliğine, düzenine, metanetini korumasına yardımcı olmaktır. Dünyamızın ve insanların kardeş olduğunu bilip, birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için anlayışıyla hareket etmektir. Yaratılan her şeyin bir hikmeti olduğunu bilmek, tilkinin de, kurdun da, hatta domuzun da bu dünyada bir görevi, bir dengesi olduğunu anlamaktır. Önemli olan, her yaratılanın kendi özünden Rabbine giden yolu bulmasıdır.

Her bir yaratılışın, her bir cibilliyetin bir efendisi, bir önderi, bir peygamberi veya bir velisi vardır. Onların yaşayışı, o cibilliyetin nasıl olgunlaşacağını, hangi ahlak üzere olması gerektiğini gösterir. Dağda yaşaması gereken bir kurt, şehre inerse denge bozulur. Tilki huylu bir insan, tilkinin özüne uygun hareket ederse, yani zekasını ve kurnazlığını doğru yolda kullanırsa, metanetini korumuş olur.

Rabbimiz, hepimize özümüzü bulmayı, özümüzü bulanın Rabbini bulacağı hakikatine ermeyi nasip etsin. Kazma olup bir işe yaramayı, faydalı olmayı ahlak edinmeyi nasip etsin. Gelen bela ve musibetlere karşı metanetli olup, bizlere biçtiği ömür içerisinde, özümüze ve ahlakımıza uygun bir hayatı, doğruluk, dürüstlük, hayır ve ibadetle geçirmeyi nasip etsin.

El-Fâtiha bi-hürmeti Mehdî ve’l-Muhammed.

15.11.2013 Cuma


Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan





Signing of Halid

Halid
Sevgiler Saygılarla Sunarım
Smileys-2
Cevapla


Bu Konudaki Yorumlar
SAF ALTIN (MÜ'MİN) - Yazar: Halid - 03-01-2026, 05:43 AM

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi