Tutan Eller ve Bırakan Eller
(Karoglan'ın 20.12.2013 Cuma Vaazı)
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
İnnemâ tünziru menittebea'z-zikre ve haşiyer-rahmâne bi'l-gayb.
Fe beşşirhu bi mağfiretin ve ecrin kerîm.
Sadakallahü'l-azîm. (Yâsin Sûresi'nden ayetler meâlen: Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmediği halde Rahmân'dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir mağfiret ve çok güzel bir mükâfatla müjdele.)
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed.
Allahümme salli alâ Meryeme ve alâ âli Meryem.
Allahümme salli alâ Yakûbe ve alâ âli Yakûb.
Allahümme salli alâ Dâvûde ve alâ âli Dâvûd.
Allahümme salli alâ Zekeriyyâ ve alâ âli Zekeriyyâ.
Allahümme salli alâ Lokmâne ve alâ âli Lokmân.
Aziz kardeşlerim,
Bugün sizlerle, hayatın ve kâinatın üzerine kurulu olduğu büyük bir sırdan, "zıtlıkların dengesi"nden ve bunun bize öğrettiklerinden konuşmak istiyorum. Yolculuğumuza başlıyoruz.
Düşünün ki; bırakan eller olmazsa, tutan eller neyi tutacak? Eken eller olmazsa, biçen eller neyi biçecek? Diken eller olmasa, koparan eller ne koparacak? Tohumu toprağa koyan çiftçiler olmasa, toprak ananın bağrında ne bitecek?
Öte yandan, pişiren eller (anneler) olmasa, yemeyi eller ne yiyecek? Ören eller olmasa, giyen eller ne giyecek? Yıkayıp temizleyen su ve sabun olmasa, kirlenenler neyle arınacak?
Toprak olmasa, yağmur neyi bitirecek? Yer olmasa, göklerdeki rahmet nereye yağacak? Gökler olmasa, yerdekiler nereye bakıp da ibret alacak? Ses olmasa, kulak neyi duyacak? Söyleyen bir dil ve dudak olmasa, kulak ne işitecek, akıl ne anlayacak? Tat ve lezzet olmasa, yemeğe yemek denir miydi?
Hastalar olmasa, şifa arayan doktorların ve Lokman Hekim'in kıymeti bilinir miydi? Kâbe olmasa, Mekke'nin o mübarek beldenin önemi anlaşılır mıydı? Muhammed Mustafa (s.a.v.) olmasa, Medine'yi herkes böyle bağrına basar mıydı? Helaller, haramlar sayesinde kıymet bulmaz mı? Yasaklar olmasa, serbest olmanın tadı olur muydu? Öğrenmek olmasa, bilmenin hazzına varılır mıydı? Kalem olmasaydı, yazmak diye bir şeyden söz edebilir miydik? Çocuk olmasa, anne baba olmanın fedakârlığı ve sevgisi anlaşılır mıydı?
Cehennem korkusu olmasa, cennetin nimetlerine şükredebilir miydik? Düşmanlıklar olmasa, dostluğun, kardeşliğin kıymeti bilinir miydi? Anlatan olmasa, dinleyen neye kulak verecekti? Öğrenci olmasa, öğretmenliğin ne demek olduğu anlaşılır mıydı?
Gündüz olmasa, gecenin karanlığında kaybolup giderdik. Beyaz olmasa, siyahın ne olduğunu bilemezdik.
İşte bütün bunlar, Yüce Allah'ın "zevc" (çift) olarak yarattığı şu kâinattaki muhteşem dengenin birer yansımasıdır. Her şey zıddıyla kaimdir, zıddıyla bilinir.
Peki, bu zıtlıklar ve çiftler sadece tabiatta mı böyledir? Evlilikte de geçerli midir? Deniyor ki: "Evlilikte gerekli olan, aynı fikirde olanları bulmaktır." Bu doğru mudur?
Derim ki hayır. Çünkü "zevc" demek, senin zıddın demektir. Sen "a" dersin, eşin "b" diyebilmelidir. Sen sıcağı seversin, o soğuğu tercih edebilir. Sen tatlıdan hoşlanırsın, ona acı lezzetli gelebilir. Gece ile gündüz hep kavga halinde midir? Hayır, birbirlerini takip eder, birbirlerine yol verirler. İşte bu uyum, kavgadan değil, birbirinin varlığına duyulan ihtiyaçtan doğar.
Nasıl ki sonbahar, dünyayı kışa teslim eder; kış, emaneti alıp bahara devreder. Ana baba evladını besler, büyütür ve bir gün onu hayata, eşine teslim eder. Doğan, ölüme yol açar ki, gelenlerin önü açık olsun. Nefes alırken karbondioksiti veririz ki, yerine oksijen dolabilsin. Sadaka ve zekât veririz ki, malımızda bereket olsun, Allah da bize vermeye devam etsin. Kurban etini paylaşırız ki, Hz. İsmail'in teslimiyeti unutulmasın, kardeşlik bitsin.
Bazılarında Rahmân (şefkat ve merhamet sahibi) sıfatı tecelli ederken, bazılarında Rahim (bağışlayıcı ve nimet verici) sıfatı tecelli eder.
Âşık Veysel ne güzel söylemiş: "Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa." Yani evlilikte şart olan aynı fikirde olmak değildir. Gece ile gündüz "kavga" etmeseydi, yirmi dört saat tamamlanmazdı. Yaz ile kış "anlaşmazlık" yaşamasaydı, o güzel bahar ve sonbahar mevsimleri olmazdı. Farklılıklar zenginliktir, berekettir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Ümmetimin âlimlerinin ihtilafı (farklı içtihatları) rahmettir." buyurmuştur.
Bu farklılığı anlamak için misaller verelim: Tavşana havuz güzel gelirken, eşeğe arpa güzel gelir. Bu, yaratılıştan gelen bir fıtrat meselesidir. Kimse eşeğin arpasını yemez, ama tavşanın havuçunu afiyetle yer. Âlimler de böyledir. Biri bir konuyu anlatırken farklı bir yönü öne çıkarır. Kiminin mizacı daha sert, kimininki daha yumuşak olabilir. Önemli olan, bu farklılıkların ümmete bir rahmet olduğunu bilmektir. Çünkü herkesin anlayışına hitap eden bir âlim, bir söz mutlaka bulunur.
Bütüne bakmak gerekir. Parça bazen size çirkin, tuhaf görünebilir. Ama onu bütünün içinde gördüğünüzde, aslında o parçanın da bir anlamı, bir hikmeti olduğunu anlarsınız. İnanın bana, her şey yerli yerindedir.
Allah, insan denen varlığı, kâinatın küçük bir haritası gibi yaratmıştır. Bu haritada bedenimizin her uzvunun bir görevi, bir hikmeti vardır. Kimisi alır, kimisi verir; kimisi tutar, kimisi bırakır. Bu döngü hayatın ta kendisidir.
"Vaazlarımızda bazı ifadeler ağır oluyor" diyenler olabilir. Ama unutmayalım ki, hakikat bazen perdesiz söylenir. Mühim olan, söylenen sözün özüne, hikmetine bakmaktır.
Aziz kardeşlerim,
Hidayete ermek, hesap bilinciyle yaşamaktan geçer. Allah hesap gününün sahibidir, el-Hasîb'dir. Bu dünya bir misafirhane gibidir. Bir gün buradan göçüp giderken, yediklerimizin, içtiklerimizin, yaptıklarımızın, kazandıklarımızın hesabı sorulacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Ölmeden önce ölünüz" buyurur. Yani, her akşam yatağa girmeden önce, "Bugün ne yaptım?" diye düşünün, nefis muhasebesi yapın. Eğer bir günah işlediyseniz, tövbe edip kalkın, iki rekât namaz kılın, bir tesbih çekin, iki satır Kur'an okuyun. Çünkü Yüce Rabbimiz Hûd Suresi 114. ayette şöyle buyuruyor: "Muhakkak ki iyilikler kötülükleri giderir." Günahlarınızı iyiliklerle, hayırla silin.
İşte böyle bir hayatın sonunda, tutan eller bir gün bırakacak ki, yerini yeniler alsın. Dedeler bu dünyadan göçmeseydi, torunlar bu dünyada dede olamazdı. Bu, sünnetullah'tır, Allah'ın değişmez kanunudur. Herkesin bir vadesi, bir emaneti vardır. Önemli olan, emaneti taşırken, vadesi dolduğunda onu nasıl teslim edeceğimizdir.
Yarbay Mehmet İldirar rahmetlinin dediği gibi: "Musa asasını şöyle tutmuş, İbrahim ateşe böyle atılmış diye anlatan Müslüman, sen vaktin gelince asanı nasıl tutacaksın, ateşe nasıl gireceksin, işte o önemli." Onlar kendi zamanlarını yaşadılar, imtihanlarını verdiler. Gün ve zaman bugündür. Şu anın idrakinde olalım.
Ve yine bilmeliyiz ki, korktuğumuz şeyler bazen birer korkuluktan ibarettir. Asıl mesele, Allah'tan korkmak, O'na karşı gelmekten sakınmaktır. Allah adalet sahibidir, el-Mukit'tir (her yaratılmışın rızkını veren, gücü yetendir). Hesabı dilediği gibi görür, dilediğine dilediği şekilde sorar. Korkaklar ve hainler, yaptıklarının hüznü ve utancıyla yaşayacak olanlardır.
Nasıl ki bir zamanlar Hz. İsa'ya (a.s.) dil uzatanlar, onun şahsını ve annesini hedef alanlar, ahirette büyük bir pişmanlık yaşayacaklarsa; bugün namaz kılmayanlar da yarın kıyamet gününde secde etmek isteyecek fakat buna güç yetiremeyeceklerdir. Sırtları dimdik kalacak, eğilmeyen kereste gibi olacaklardır. İşte o zaman pişmanlık fayda vermez.
Son söz olarak şunu hatırlatalım: Büyüklerimiz ne güzel söylemiş:
Güvenme insanoğluna, ölmemeye çare mi var?
Hazan olmuş bir gül gibi, solmamaya çare mi var?
Hani ecdat hani ata, Hakka karşı yapma hata,
Tabut denen o can ata, binmemeye çare mi var?
Makamımız kuş misali, daldan dala konabilir.
İnsanoğlu yok misali, bir gün olur ölebilir.
Dağlar taşlar kül misali, bir gün olur tozabilir.
İnsanoğlu gül misali, bir gün olur solabilir.
Hakikate eren erler, Mevlâ'sını bulabilir.
Kendini hor görenler, bir gün yüce olabilir.
Rabbim, cümlemizi, hakikati gören, hikmetle hareket eden, iyilikleriyle kötülükleri silen ve son nefesinde imanla huzuruna varan kullarından eylesin. Bizi, dünya ve ahirette zıtların dengesi içinde daima hayırda, doğruda ve güzelde buluştursun.
El-Fâtiha...
12.12.2013 Persembe
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
(Karoglan'ın 20.12.2013 Cuma Vaazı)
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
İnnemâ tünziru menittebea'z-zikre ve haşiyer-rahmâne bi'l-gayb.
Fe beşşirhu bi mağfiretin ve ecrin kerîm.
Sadakallahü'l-azîm. (Yâsin Sûresi'nden ayetler meâlen: Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmediği halde Rahmân'dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir mağfiret ve çok güzel bir mükâfatla müjdele.)
Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed.
Allahümme salli alâ Meryeme ve alâ âli Meryem.
Allahümme salli alâ Yakûbe ve alâ âli Yakûb.
Allahümme salli alâ Dâvûde ve alâ âli Dâvûd.
Allahümme salli alâ Zekeriyyâ ve alâ âli Zekeriyyâ.
Allahümme salli alâ Lokmâne ve alâ âli Lokmân.
Aziz kardeşlerim,
Bugün sizlerle, hayatın ve kâinatın üzerine kurulu olduğu büyük bir sırdan, "zıtlıkların dengesi"nden ve bunun bize öğrettiklerinden konuşmak istiyorum. Yolculuğumuza başlıyoruz.
Düşünün ki; bırakan eller olmazsa, tutan eller neyi tutacak? Eken eller olmazsa, biçen eller neyi biçecek? Diken eller olmasa, koparan eller ne koparacak? Tohumu toprağa koyan çiftçiler olmasa, toprak ananın bağrında ne bitecek?
Öte yandan, pişiren eller (anneler) olmasa, yemeyi eller ne yiyecek? Ören eller olmasa, giyen eller ne giyecek? Yıkayıp temizleyen su ve sabun olmasa, kirlenenler neyle arınacak?
Toprak olmasa, yağmur neyi bitirecek? Yer olmasa, göklerdeki rahmet nereye yağacak? Gökler olmasa, yerdekiler nereye bakıp da ibret alacak? Ses olmasa, kulak neyi duyacak? Söyleyen bir dil ve dudak olmasa, kulak ne işitecek, akıl ne anlayacak? Tat ve lezzet olmasa, yemeğe yemek denir miydi?
Hastalar olmasa, şifa arayan doktorların ve Lokman Hekim'in kıymeti bilinir miydi? Kâbe olmasa, Mekke'nin o mübarek beldenin önemi anlaşılır mıydı? Muhammed Mustafa (s.a.v.) olmasa, Medine'yi herkes böyle bağrına basar mıydı? Helaller, haramlar sayesinde kıymet bulmaz mı? Yasaklar olmasa, serbest olmanın tadı olur muydu? Öğrenmek olmasa, bilmenin hazzına varılır mıydı? Kalem olmasaydı, yazmak diye bir şeyden söz edebilir miydik? Çocuk olmasa, anne baba olmanın fedakârlığı ve sevgisi anlaşılır mıydı?
Cehennem korkusu olmasa, cennetin nimetlerine şükredebilir miydik? Düşmanlıklar olmasa, dostluğun, kardeşliğin kıymeti bilinir miydi? Anlatan olmasa, dinleyen neye kulak verecekti? Öğrenci olmasa, öğretmenliğin ne demek olduğu anlaşılır mıydı?
Gündüz olmasa, gecenin karanlığında kaybolup giderdik. Beyaz olmasa, siyahın ne olduğunu bilemezdik.
İşte bütün bunlar, Yüce Allah'ın "zevc" (çift) olarak yarattığı şu kâinattaki muhteşem dengenin birer yansımasıdır. Her şey zıddıyla kaimdir, zıddıyla bilinir.
Peki, bu zıtlıklar ve çiftler sadece tabiatta mı böyledir? Evlilikte de geçerli midir? Deniyor ki: "Evlilikte gerekli olan, aynı fikirde olanları bulmaktır." Bu doğru mudur?
Derim ki hayır. Çünkü "zevc" demek, senin zıddın demektir. Sen "a" dersin, eşin "b" diyebilmelidir. Sen sıcağı seversin, o soğuğu tercih edebilir. Sen tatlıdan hoşlanırsın, ona acı lezzetli gelebilir. Gece ile gündüz hep kavga halinde midir? Hayır, birbirlerini takip eder, birbirlerine yol verirler. İşte bu uyum, kavgadan değil, birbirinin varlığına duyulan ihtiyaçtan doğar.
Nasıl ki sonbahar, dünyayı kışa teslim eder; kış, emaneti alıp bahara devreder. Ana baba evladını besler, büyütür ve bir gün onu hayata, eşine teslim eder. Doğan, ölüme yol açar ki, gelenlerin önü açık olsun. Nefes alırken karbondioksiti veririz ki, yerine oksijen dolabilsin. Sadaka ve zekât veririz ki, malımızda bereket olsun, Allah da bize vermeye devam etsin. Kurban etini paylaşırız ki, Hz. İsmail'in teslimiyeti unutulmasın, kardeşlik bitsin.
Bazılarında Rahmân (şefkat ve merhamet sahibi) sıfatı tecelli ederken, bazılarında Rahim (bağışlayıcı ve nimet verici) sıfatı tecelli eder.
Âşık Veysel ne güzel söylemiş: "Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa." Yani evlilikte şart olan aynı fikirde olmak değildir. Gece ile gündüz "kavga" etmeseydi, yirmi dört saat tamamlanmazdı. Yaz ile kış "anlaşmazlık" yaşamasaydı, o güzel bahar ve sonbahar mevsimleri olmazdı. Farklılıklar zenginliktir, berekettir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Ümmetimin âlimlerinin ihtilafı (farklı içtihatları) rahmettir." buyurmuştur.
Bu farklılığı anlamak için misaller verelim: Tavşana havuz güzel gelirken, eşeğe arpa güzel gelir. Bu, yaratılıştan gelen bir fıtrat meselesidir. Kimse eşeğin arpasını yemez, ama tavşanın havuçunu afiyetle yer. Âlimler de böyledir. Biri bir konuyu anlatırken farklı bir yönü öne çıkarır. Kiminin mizacı daha sert, kimininki daha yumuşak olabilir. Önemli olan, bu farklılıkların ümmete bir rahmet olduğunu bilmektir. Çünkü herkesin anlayışına hitap eden bir âlim, bir söz mutlaka bulunur.
Bütüne bakmak gerekir. Parça bazen size çirkin, tuhaf görünebilir. Ama onu bütünün içinde gördüğünüzde, aslında o parçanın da bir anlamı, bir hikmeti olduğunu anlarsınız. İnanın bana, her şey yerli yerindedir.
Allah, insan denen varlığı, kâinatın küçük bir haritası gibi yaratmıştır. Bu haritada bedenimizin her uzvunun bir görevi, bir hikmeti vardır. Kimisi alır, kimisi verir; kimisi tutar, kimisi bırakır. Bu döngü hayatın ta kendisidir.
"Vaazlarımızda bazı ifadeler ağır oluyor" diyenler olabilir. Ama unutmayalım ki, hakikat bazen perdesiz söylenir. Mühim olan, söylenen sözün özüne, hikmetine bakmaktır.
Aziz kardeşlerim,
Hidayete ermek, hesap bilinciyle yaşamaktan geçer. Allah hesap gününün sahibidir, el-Hasîb'dir. Bu dünya bir misafirhane gibidir. Bir gün buradan göçüp giderken, yediklerimizin, içtiklerimizin, yaptıklarımızın, kazandıklarımızın hesabı sorulacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Ölmeden önce ölünüz" buyurur. Yani, her akşam yatağa girmeden önce, "Bugün ne yaptım?" diye düşünün, nefis muhasebesi yapın. Eğer bir günah işlediyseniz, tövbe edip kalkın, iki rekât namaz kılın, bir tesbih çekin, iki satır Kur'an okuyun. Çünkü Yüce Rabbimiz Hûd Suresi 114. ayette şöyle buyuruyor: "Muhakkak ki iyilikler kötülükleri giderir." Günahlarınızı iyiliklerle, hayırla silin.
İşte böyle bir hayatın sonunda, tutan eller bir gün bırakacak ki, yerini yeniler alsın. Dedeler bu dünyadan göçmeseydi, torunlar bu dünyada dede olamazdı. Bu, sünnetullah'tır, Allah'ın değişmez kanunudur. Herkesin bir vadesi, bir emaneti vardır. Önemli olan, emaneti taşırken, vadesi dolduğunda onu nasıl teslim edeceğimizdir.
Yarbay Mehmet İldirar rahmetlinin dediği gibi: "Musa asasını şöyle tutmuş, İbrahim ateşe böyle atılmış diye anlatan Müslüman, sen vaktin gelince asanı nasıl tutacaksın, ateşe nasıl gireceksin, işte o önemli." Onlar kendi zamanlarını yaşadılar, imtihanlarını verdiler. Gün ve zaman bugündür. Şu anın idrakinde olalım.
Ve yine bilmeliyiz ki, korktuğumuz şeyler bazen birer korkuluktan ibarettir. Asıl mesele, Allah'tan korkmak, O'na karşı gelmekten sakınmaktır. Allah adalet sahibidir, el-Mukit'tir (her yaratılmışın rızkını veren, gücü yetendir). Hesabı dilediği gibi görür, dilediğine dilediği şekilde sorar. Korkaklar ve hainler, yaptıklarının hüznü ve utancıyla yaşayacak olanlardır.
Nasıl ki bir zamanlar Hz. İsa'ya (a.s.) dil uzatanlar, onun şahsını ve annesini hedef alanlar, ahirette büyük bir pişmanlık yaşayacaklarsa; bugün namaz kılmayanlar da yarın kıyamet gününde secde etmek isteyecek fakat buna güç yetiremeyeceklerdir. Sırtları dimdik kalacak, eğilmeyen kereste gibi olacaklardır. İşte o zaman pişmanlık fayda vermez.
Son söz olarak şunu hatırlatalım: Büyüklerimiz ne güzel söylemiş:
Güvenme insanoğluna, ölmemeye çare mi var?
Hazan olmuş bir gül gibi, solmamaya çare mi var?
Hani ecdat hani ata, Hakka karşı yapma hata,
Tabut denen o can ata, binmemeye çare mi var?
Makamımız kuş misali, daldan dala konabilir.
İnsanoğlu yok misali, bir gün olur ölebilir.
Dağlar taşlar kül misali, bir gün olur tozabilir.
İnsanoğlu gül misali, bir gün olur solabilir.
Hakikate eren erler, Mevlâ'sını bulabilir.
Kendini hor görenler, bir gün yüce olabilir.
Rabbim, cümlemizi, hakikati gören, hikmetle hareket eden, iyilikleriyle kötülükleri silen ve son nefesinde imanla huzuruna varan kullarından eylesin. Bizi, dünya ve ahirette zıtların dengesi içinde daima hayırda, doğruda ve güzelde buluştursun.
El-Fâtiha...
12.12.2013 Persembe
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
