Her Şey Yaşlanır Fakat Emel Yaşlanmaz
02.06.2013 Salı
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Muhterem Müminler,
Öncelikle Yüce Rabbimizin Tevbe Suresi 93. ayet-i kerimesinin meal ve tefsiri üzerinde duralım. Ayet-i kerimede Mevla'mız şöyle buyuruyor:
"İnnemessebîlu alellezîne yeste’zinûneke ve hum ağniyâ’(ağniyâu) radû bi en yekûnû mea’l havâlifi ve tabeallâhu alâ kulûbihim fe hum lâ ya’lemûn(ya’lemûne)."
Meali şudur: "Asıl yol (sorumluluk), ancak zengin oldukları halde (savaşa gitmemek için) senden izin isteyenleredir. Onlar, geride kalan (özür sahibi) kadınlarla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar (bunun sonucunu) bilmezler."
Bu ayette dikkatimizi çeken önemli bir nokta, 'havâlif' kelimesidir. Bazı meallerde sadece "geride kalan kadınlar" olarak tercüme edilse de, kelimenin kökü olan 'havl' (حول), güç, kuvvet ve dönüşüm manalarını taşır. Buradan hareketle 'havâlif', bir yükü omuzlayan, sırtlanan kimseler anlamına gelir. Ayetin son kısmındaki "ve tabeallâhu alâ kulûbihim" ifadesi de "Allah kalplerini mühürledi" şeklinde tercüme edilmiştir. Oysa buradaki 'taba' kelimesi, ordu, tabur manasına da gelir. Bu incelikli okumayla ayete şöyle bir mana vermek mümkündür: "Allah'ın ordusu, onların kalplerinin içindedir. Onlar hâlâ bunu anlamıyorlar mı?" Yani münafıkların kalbi boş değildir; bilakis dünya sevgisi, makam hırsı gibi manevi hastalıklarla doludur ve onlar bu gerçeği hâlâ idrak edememektedirler.
Allah'ım, Efendimiz, yolun hayırlısının sahibi olan Peygamberimize salat eyle.
Sevgili Kardeşlerim,
Yolculuğumuza başlıyoruz. Bugünkü vaazımızın ana konusu: "Her Şey Yaşlanır Fakat Emel Yaşlanmaz."
Öyleyse sizlerin emeli, en yüce gayesi İslam'ın zafer bulması, gerçek fethin gönüller fethi olarak gerçekleşmesi ve insanların İslam'a ve insanlığa fevc fevc (bölük bölük) koşması olsun.
İnsanoğlunun yaratılışında hep daha ileriye gitme, bir gaye ve emel peşinde koşma vardır. Bir çocuk önce anneyi, sonra memeyi, sonra yemeği içmeyi, ardından yürümeyi, konuşmayı ister. Her ulaştığı hedef, onu yeni bir hedefe yönlendirir. İnsan yaşlanır ama bu hedefler, emeller hiç bitmez. Evlatlarını evlendirmek, torunlarını görmek derken ömür akar gider. İşte bizim de en yüce gayemiz (âksâ-yı gayemiz), İslam'ı yeryüzüne hâkim kılmak, Allah'ın dinini tek din olarak görmek, Ezan-ı Muhammedî'nin yeryüzünün her yerinde gür seda ile okunması ve iyilerin, Müslümanların yeryüzünü doldurması olmalıdır.
Peki bu yüce gayeye nasıl ulaşacağız? Bunun için "süte yoğurt olmak" lazım. Yani içinde bulunduğumuz topluma maya olmak, örnek olmak gerekir. Tıpkı kızların dantel örerken bir örneğe bakıp onun modelini çıkarması gibi. Bizim de örnek almamız gereken en güzel modeller, kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bizlere sunulmuştur. Onlar, insanlığa maya olan peygamberlerdir.
Firavunların zulmü altında kaldıysan, Musa (as) gibi ol ki Allah seni o zalimden kurtarsın.
İffetine iftira atıldıysa, Yusuf (as) gibi ol ki Mısır'a sultan olasın.
İbrahim (as) gibi ol, derdini kimseye açma, "Allah bana yeter" de.
Büyücülerle, hilekârlarla karşı karşıya kaldıysan, eline Musa'nın asasını al. O asa hurma dalındandı ve sihirbazların tüm büyülerini yok etmişti.
İşte bu ahir zamanda da Deccal orduları, insanların gözüne yanıltıcı görüntüler, illüzyonlar sunmakta, beyinleri ele geçirmeye çalışmaktadır. Tıpkı internette gördüğümüz, aslında hareketsiz olduğu halde baktıkça hareket ediyormuş gibi algıladığımız resimler gibi. Gözümüzü yanıla yanıla alıştırırlar ve bir süre sonra gözümüzden girip beynimize ulaşırlar. Beynimiz adeta hacklenir, bize olmayan sesler duyurulur, olmayan şeyler gösterilir. İşte böyle tuzaklarla karşılaştığınızda, ister bir internet sitesinde, ister bir televizyon programında olsun, orayı terk edin. Çünkü onlar, sizi istedikleri gibi yönetmek için beyninizi ele geçirmeye çalışan kötü niyetli kişilerdir. Beyninizi bir kere ele geçirdiler mi, hipnoz olmuş gibi onların güdümünde hareket eder, farkında olmadan kötülüğün mayası haline gelirsiniz.
Eğer bir kimse emeline ulaşmak için bütün engelleri, yasakları çiğnemeyi meşru görüyorsa, ondan her türlü kötülük sadır olur. Hedefe giden her yolu mübah sayan ilk kişi Kabil'di. O, kendi öz kardeşi Habil'i bile öldürmekten çekinmedi, sonra zina etti, babası Hz. Adem'i terk etti. Bunun sebebi, rivayet olunur ki, şeytanın Hz. Adem'e tükürmesiyle mayasına bozgunculuk bulaşmasıdır. Cebrail (as) o bölgeyi temizlese de, maya bir kere bozulmuştu. İşte Kabil, bu bozuk mayanın tezahürü olarak dünyaya geldi ve tüm kötülüklerin atası oldu. Bugün bir katil varsa onun mayası Kabil'e, bir zalim varsa mayası Firavun'a, bir yalancı varsa mayası münafıklara dayanır.
Ey ahir zaman gençleri! Sizler, mayası bozuk olanların oyunlarına gelmeyin. Onlar, subliminal mesajlarla, göz boyamayla, yalanlarla bu dünyada kargaşa çıkarırlar. Pislikten mikroplar nemalanır. Kötülükten ancak kötü insanlar beslenir. Sizler, Mehdî'nin (as) Yusuf'ları olun. Eğer Kabiller olursanız, bu ahir zamanın bütün günahlarının vebali sizin boynunuza olur.
Allah'a giden yollarda Kur'an'da yedi tane "Ha Mim" geçer. Rabbimiz "Rahmetim gazabımı geçti" buyuruyor. İşte bu kainatın üzerinde yedi rahmet deryası vardır. Dünyada da yedi derya ve bir de iç ısısı gittikçe artan magma vardır. Dünya, bu enerjisini Hak'tan ve hak mayasından alır ve Güneş'in etrafında dönmeye devam eder. İşte mayası bozuk olmayanlar da Hak kapısından ayrılmaz, Peygamberinin eteğine yapışır, onu bırakmaz. Kim Peygamberleri ve kitapları bırakıp başka yol edinirse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. Allah 124000 peygamber göndermiş; ya İsa (as) gibi, ya Musa (as) gibi, ya Muhammed (sav) gibi olacaksın. Bu mayalar ortada iken Kabil'i ve yaptıklarını kendine emel edinenler, dünya saltanatını, kadınları, şehveti, zevk u sefayı tercih edenler, müminlere düşmanlığı seçenler... İşte bunların hepsi şeytanın ve onun yolundan gidenlerin çocuklarıdır.
"Her şey aslına rücu eder" kaidesi gereği, tuz tuza, şeker şekere katılır. Kim tuzu şekerle karıştırırsa buruk bir tat elde eder. Abdest alırken kullanacağımız suyun rengi, kokusu, tadı bozulmamış, saf su olması gerekir. Deniz suyu ile, şerbet ile, asitli bir su ile abdest alınmaz. İşte insanoğlunun da aslına dönmesi, bütün kötü mayalardan kurtulup saf ve berrak bir hale gelmesi gerekir. Su gibi berrak, ne tatlı ne tuzlu, ne yakıcı ne dondurucu, normal bir suyun ılıklığında olmalı. Atalarımız "Su gibi aziz ol" demişler. Suya hürmet etmeyen yoktur. Su, her şeyin fazlasını alır, her şeyi normal haline döndürür, format atar.
Vaazımıza dönersek, en yüce gayemiz, son din olan İslam ve onun peygamberi Muhammed Mustafa'dır (sav). O, insanlığa mayadır. Kim Muhammedî bir maya ile mayalanır, en büyük emeli Allah'ın dinini yeryüzünde hâkim kılmak olursa, işte o kimse bu dinin son temsilcisi olan Mehdî'yi (as) bulur, onun gösterdiği yolda yürür ve Hz. Muhammed'i (sav) ve diğer peygamberleri örnek alır.
Hz. Muhammed (sav), güzel yaşamanın kurallarını sünnetleriyle nakış nakış işlemiştir. Aşk olsun o nakışı örnek alıp hayatını ona göre örenlere. Mayası güzel olanın yoğurdu da, peyniri de ekmeği de güzel olur. Tohumu arı olanın meyvesi de diri olur.
İnsanın emelleri bitmez. Biri bitince hemen diğerine koşar. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: "Her şey yaşlanır, ama emel yaşlanmaz." İnsan ölürken de gayesi bu dünyadan kurtulmak değil, Refîk-i A'lâ'ya (en yüce dosta) kavuşmak olmalıdır. Hz. Muhammed (sav) vefat ederken bunu bizlere işaret etmiştir. Refîk, güzel bir yoldaş demektir. Refîk-i A'lâ ise sizi ahirete götürecek, Hakk'a vasıl edecek en hayırlı yoldaştır. Tıpkı bir çocuğu taşıyıp doğuran iyi bir anne gibi. Ahiret aleminde yeniden doğuş için de iyi bir refike, iyi bir taşıyıcıya ihtiyaç vardır. Son nefeste gayeniz iyi bir anne (Refîk-i A'lâ) olabilmek olmalı. Bir çekirdek, binlerce meyve verecek potansiyele sahiptir ama iyi bir refik (toprak, su, güneş) bulamazsa çürür gider. İşte anne baba olamayan, manevi evlat yetiştiremeyen kimse de böyledir. Yoldaşı olmayan, yoldaş olamaz. Kur'an bizlere salihlerle yoldaş olmayı emrediyor.
Görünen dağın ardında zulüm, sıkıntı olabilir. Seller, taşkınlar varsa, bunların ardında devletlerin başındakilerin koltuk savaşları, saltanat hırsları olabilir. Asıl şeyh, sel gelmeden seli bilendir. Asıl imam, yellenmeden önce namazdan çıkıp namazın kılınan kısmını kurtarandır. Ahir zaman imamı Mehdî (as), mayası sağlam birkaç insanı kurtarmak için uğraşmakta, sel gelmeden haberini vermektedir.
İşte fitne ve fesadı müfsidler çıkarır. Müfsid, sütü bozan mikrop gibidir, iyiyi bozar, ifsat eder. Kasabın kestiği koyuna kurt atmak için etrafında dolaşan sinekten daha zararlı bir mahluk olabilir mi? İşte vatanımıza kurt atmaya çalışanlar da bu bozuk mayalı kimselerdir.
Bundan aylar önceki vaazlarımızda, Hz. İbrahim'in (as) duasını hatırlatmıştık. O, Rabbine şöyle yalvarmıştı: "Rabbimiz! Onlara içlerinden senin ayetlerini okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek ve onları her türlü kötülükten arındıracak bir elçi gönder." Bu duada geçen elçi, sadece kitabı değil, kitabın hikmetini (sünneti) de öğretecek ve bir de ölüm köprüsünün ötesine geçecektir. Yani bir kere ölüp dirilen, ölümü tatmış bir elçi. İşte bu elçi, ahir zamanda gelecek olan Mehdî'dir (as). Onu arayıp bulmak, kitabı, hikmeti ve öldükten sonra dirilmenin keyfiyetini öğrenmek demektir. Ankara'yı en iyi tarif edecek olan, Ankara'yı görendir. Öldükten sonra dirilmeyi en iyi tarif edecek olan da ölüp dirilendir.
Rabbim bizleri, Mehdî'yi (as) arayıp bulanlardan, öldükten sonra dirilmeyi hakikat bilip iman edenlerden, görünen dağın ardındaki zulümden ve sel felaketinden kurtulanlardan eylesin.
El-Fatiha!
02.06.2013 Sali
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
02.06.2013 Salı
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
Muhterem Müminler,
Öncelikle Yüce Rabbimizin Tevbe Suresi 93. ayet-i kerimesinin meal ve tefsiri üzerinde duralım. Ayet-i kerimede Mevla'mız şöyle buyuruyor:
"İnnemessebîlu alellezîne yeste’zinûneke ve hum ağniyâ’(ağniyâu) radû bi en yekûnû mea’l havâlifi ve tabeallâhu alâ kulûbihim fe hum lâ ya’lemûn(ya’lemûne)."
Meali şudur: "Asıl yol (sorumluluk), ancak zengin oldukları halde (savaşa gitmemek için) senden izin isteyenleredir. Onlar, geride kalan (özür sahibi) kadınlarla birlikte olmaya razı oldular. Allah da kalplerini mühürledi. Artık onlar (bunun sonucunu) bilmezler."
Bu ayette dikkatimizi çeken önemli bir nokta, 'havâlif' kelimesidir. Bazı meallerde sadece "geride kalan kadınlar" olarak tercüme edilse de, kelimenin kökü olan 'havl' (حول), güç, kuvvet ve dönüşüm manalarını taşır. Buradan hareketle 'havâlif', bir yükü omuzlayan, sırtlanan kimseler anlamına gelir. Ayetin son kısmındaki "ve tabeallâhu alâ kulûbihim" ifadesi de "Allah kalplerini mühürledi" şeklinde tercüme edilmiştir. Oysa buradaki 'taba' kelimesi, ordu, tabur manasına da gelir. Bu incelikli okumayla ayete şöyle bir mana vermek mümkündür: "Allah'ın ordusu, onların kalplerinin içindedir. Onlar hâlâ bunu anlamıyorlar mı?" Yani münafıkların kalbi boş değildir; bilakis dünya sevgisi, makam hırsı gibi manevi hastalıklarla doludur ve onlar bu gerçeği hâlâ idrak edememektedirler.
Allah'ım, Efendimiz, yolun hayırlısının sahibi olan Peygamberimize salat eyle.
Sevgili Kardeşlerim,
Yolculuğumuza başlıyoruz. Bugünkü vaazımızın ana konusu: "Her Şey Yaşlanır Fakat Emel Yaşlanmaz."
Öyleyse sizlerin emeli, en yüce gayesi İslam'ın zafer bulması, gerçek fethin gönüller fethi olarak gerçekleşmesi ve insanların İslam'a ve insanlığa fevc fevc (bölük bölük) koşması olsun.
İnsanoğlunun yaratılışında hep daha ileriye gitme, bir gaye ve emel peşinde koşma vardır. Bir çocuk önce anneyi, sonra memeyi, sonra yemeği içmeyi, ardından yürümeyi, konuşmayı ister. Her ulaştığı hedef, onu yeni bir hedefe yönlendirir. İnsan yaşlanır ama bu hedefler, emeller hiç bitmez. Evlatlarını evlendirmek, torunlarını görmek derken ömür akar gider. İşte bizim de en yüce gayemiz (âksâ-yı gayemiz), İslam'ı yeryüzüne hâkim kılmak, Allah'ın dinini tek din olarak görmek, Ezan-ı Muhammedî'nin yeryüzünün her yerinde gür seda ile okunması ve iyilerin, Müslümanların yeryüzünü doldurması olmalıdır.
Peki bu yüce gayeye nasıl ulaşacağız? Bunun için "süte yoğurt olmak" lazım. Yani içinde bulunduğumuz topluma maya olmak, örnek olmak gerekir. Tıpkı kızların dantel örerken bir örneğe bakıp onun modelini çıkarması gibi. Bizim de örnek almamız gereken en güzel modeller, kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bizlere sunulmuştur. Onlar, insanlığa maya olan peygamberlerdir.
Firavunların zulmü altında kaldıysan, Musa (as) gibi ol ki Allah seni o zalimden kurtarsın.
İffetine iftira atıldıysa, Yusuf (as) gibi ol ki Mısır'a sultan olasın.
İbrahim (as) gibi ol, derdini kimseye açma, "Allah bana yeter" de.
Büyücülerle, hilekârlarla karşı karşıya kaldıysan, eline Musa'nın asasını al. O asa hurma dalındandı ve sihirbazların tüm büyülerini yok etmişti.
İşte bu ahir zamanda da Deccal orduları, insanların gözüne yanıltıcı görüntüler, illüzyonlar sunmakta, beyinleri ele geçirmeye çalışmaktadır. Tıpkı internette gördüğümüz, aslında hareketsiz olduğu halde baktıkça hareket ediyormuş gibi algıladığımız resimler gibi. Gözümüzü yanıla yanıla alıştırırlar ve bir süre sonra gözümüzden girip beynimize ulaşırlar. Beynimiz adeta hacklenir, bize olmayan sesler duyurulur, olmayan şeyler gösterilir. İşte böyle tuzaklarla karşılaştığınızda, ister bir internet sitesinde, ister bir televizyon programında olsun, orayı terk edin. Çünkü onlar, sizi istedikleri gibi yönetmek için beyninizi ele geçirmeye çalışan kötü niyetli kişilerdir. Beyninizi bir kere ele geçirdiler mi, hipnoz olmuş gibi onların güdümünde hareket eder, farkında olmadan kötülüğün mayası haline gelirsiniz.
Eğer bir kimse emeline ulaşmak için bütün engelleri, yasakları çiğnemeyi meşru görüyorsa, ondan her türlü kötülük sadır olur. Hedefe giden her yolu mübah sayan ilk kişi Kabil'di. O, kendi öz kardeşi Habil'i bile öldürmekten çekinmedi, sonra zina etti, babası Hz. Adem'i terk etti. Bunun sebebi, rivayet olunur ki, şeytanın Hz. Adem'e tükürmesiyle mayasına bozgunculuk bulaşmasıdır. Cebrail (as) o bölgeyi temizlese de, maya bir kere bozulmuştu. İşte Kabil, bu bozuk mayanın tezahürü olarak dünyaya geldi ve tüm kötülüklerin atası oldu. Bugün bir katil varsa onun mayası Kabil'e, bir zalim varsa mayası Firavun'a, bir yalancı varsa mayası münafıklara dayanır.
Ey ahir zaman gençleri! Sizler, mayası bozuk olanların oyunlarına gelmeyin. Onlar, subliminal mesajlarla, göz boyamayla, yalanlarla bu dünyada kargaşa çıkarırlar. Pislikten mikroplar nemalanır. Kötülükten ancak kötü insanlar beslenir. Sizler, Mehdî'nin (as) Yusuf'ları olun. Eğer Kabiller olursanız, bu ahir zamanın bütün günahlarının vebali sizin boynunuza olur.
Allah'a giden yollarda Kur'an'da yedi tane "Ha Mim" geçer. Rabbimiz "Rahmetim gazabımı geçti" buyuruyor. İşte bu kainatın üzerinde yedi rahmet deryası vardır. Dünyada da yedi derya ve bir de iç ısısı gittikçe artan magma vardır. Dünya, bu enerjisini Hak'tan ve hak mayasından alır ve Güneş'in etrafında dönmeye devam eder. İşte mayası bozuk olmayanlar da Hak kapısından ayrılmaz, Peygamberinin eteğine yapışır, onu bırakmaz. Kim Peygamberleri ve kitapları bırakıp başka yol edinirse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. Allah 124000 peygamber göndermiş; ya İsa (as) gibi, ya Musa (as) gibi, ya Muhammed (sav) gibi olacaksın. Bu mayalar ortada iken Kabil'i ve yaptıklarını kendine emel edinenler, dünya saltanatını, kadınları, şehveti, zevk u sefayı tercih edenler, müminlere düşmanlığı seçenler... İşte bunların hepsi şeytanın ve onun yolundan gidenlerin çocuklarıdır.
"Her şey aslına rücu eder" kaidesi gereği, tuz tuza, şeker şekere katılır. Kim tuzu şekerle karıştırırsa buruk bir tat elde eder. Abdest alırken kullanacağımız suyun rengi, kokusu, tadı bozulmamış, saf su olması gerekir. Deniz suyu ile, şerbet ile, asitli bir su ile abdest alınmaz. İşte insanoğlunun da aslına dönmesi, bütün kötü mayalardan kurtulup saf ve berrak bir hale gelmesi gerekir. Su gibi berrak, ne tatlı ne tuzlu, ne yakıcı ne dondurucu, normal bir suyun ılıklığında olmalı. Atalarımız "Su gibi aziz ol" demişler. Suya hürmet etmeyen yoktur. Su, her şeyin fazlasını alır, her şeyi normal haline döndürür, format atar.
Vaazımıza dönersek, en yüce gayemiz, son din olan İslam ve onun peygamberi Muhammed Mustafa'dır (sav). O, insanlığa mayadır. Kim Muhammedî bir maya ile mayalanır, en büyük emeli Allah'ın dinini yeryüzünde hâkim kılmak olursa, işte o kimse bu dinin son temsilcisi olan Mehdî'yi (as) bulur, onun gösterdiği yolda yürür ve Hz. Muhammed'i (sav) ve diğer peygamberleri örnek alır.
Hz. Muhammed (sav), güzel yaşamanın kurallarını sünnetleriyle nakış nakış işlemiştir. Aşk olsun o nakışı örnek alıp hayatını ona göre örenlere. Mayası güzel olanın yoğurdu da, peyniri de ekmeği de güzel olur. Tohumu arı olanın meyvesi de diri olur.
İnsanın emelleri bitmez. Biri bitince hemen diğerine koşar. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır: "Her şey yaşlanır, ama emel yaşlanmaz." İnsan ölürken de gayesi bu dünyadan kurtulmak değil, Refîk-i A'lâ'ya (en yüce dosta) kavuşmak olmalıdır. Hz. Muhammed (sav) vefat ederken bunu bizlere işaret etmiştir. Refîk, güzel bir yoldaş demektir. Refîk-i A'lâ ise sizi ahirete götürecek, Hakk'a vasıl edecek en hayırlı yoldaştır. Tıpkı bir çocuğu taşıyıp doğuran iyi bir anne gibi. Ahiret aleminde yeniden doğuş için de iyi bir refike, iyi bir taşıyıcıya ihtiyaç vardır. Son nefeste gayeniz iyi bir anne (Refîk-i A'lâ) olabilmek olmalı. Bir çekirdek, binlerce meyve verecek potansiyele sahiptir ama iyi bir refik (toprak, su, güneş) bulamazsa çürür gider. İşte anne baba olamayan, manevi evlat yetiştiremeyen kimse de böyledir. Yoldaşı olmayan, yoldaş olamaz. Kur'an bizlere salihlerle yoldaş olmayı emrediyor.
Görünen dağın ardında zulüm, sıkıntı olabilir. Seller, taşkınlar varsa, bunların ardında devletlerin başındakilerin koltuk savaşları, saltanat hırsları olabilir. Asıl şeyh, sel gelmeden seli bilendir. Asıl imam, yellenmeden önce namazdan çıkıp namazın kılınan kısmını kurtarandır. Ahir zaman imamı Mehdî (as), mayası sağlam birkaç insanı kurtarmak için uğraşmakta, sel gelmeden haberini vermektedir.
İşte fitne ve fesadı müfsidler çıkarır. Müfsid, sütü bozan mikrop gibidir, iyiyi bozar, ifsat eder. Kasabın kestiği koyuna kurt atmak için etrafında dolaşan sinekten daha zararlı bir mahluk olabilir mi? İşte vatanımıza kurt atmaya çalışanlar da bu bozuk mayalı kimselerdir.
Bundan aylar önceki vaazlarımızda, Hz. İbrahim'in (as) duasını hatırlatmıştık. O, Rabbine şöyle yalvarmıştı: "Rabbimiz! Onlara içlerinden senin ayetlerini okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek ve onları her türlü kötülükten arındıracak bir elçi gönder." Bu duada geçen elçi, sadece kitabı değil, kitabın hikmetini (sünneti) de öğretecek ve bir de ölüm köprüsünün ötesine geçecektir. Yani bir kere ölüp dirilen, ölümü tatmış bir elçi. İşte bu elçi, ahir zamanda gelecek olan Mehdî'dir (as). Onu arayıp bulmak, kitabı, hikmeti ve öldükten sonra dirilmenin keyfiyetini öğrenmek demektir. Ankara'yı en iyi tarif edecek olan, Ankara'yı görendir. Öldükten sonra dirilmeyi en iyi tarif edecek olan da ölüp dirilendir.
Rabbim bizleri, Mehdî'yi (as) arayıp bulanlardan, öldükten sonra dirilmeyi hakikat bilip iman edenlerden, görünen dağın ardındaki zulümden ve sel felaketinden kurtulanlardan eylesin.
El-Fatiha!
02.06.2013 Sali
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
