Mehdi, Gündönümü ve Sonbahara Giriş
Tarih: 15 Eylül 2013 Pazar
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Halakas-semâvâti vel-arda bil-hakkı ve savveraküm fe ahsene suveraküm ve ileyhil-masîr."
Sadakallahülazîm. (Teğabün Suresi, 3. Ayet)
Meal: "O, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Size şekil verdi ve şeklinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O'nadır."
Allah'ım, sen bütün güzel şekillerin, güzel tasvirlerin sahibi olan Resulün Muhammed Mustafa'ya salat eyle.
Ya Allah! Sen en güzel şekli verenlerin en güzelisin.
Ya Allah! Mümin kullarına cennette cemalini görmeyi nasip eyle.
Yolculuğumuza başlıyoruz.
Sema, isimler, Esma-i Hüsna... Allah'ın isimleri ve zikirdir ki; her kim esmayı öğrenirse, o kimse sağlam bir kulpa yapışmış demektir. Toz duman kalktığında geriye kalanlar, esmayı bilen ve onu zikredenler olacaktır. Allah yarattığı her nesneye önce bir isim vermiş, sonra o ismi kullarına ve meleklerine öğretmiştir. İnsanoğluna ise meleklere bile öğretmediği isimleri, sırları öğretmiştir.
İşte cennette Âdem atamız yaratıldıktan sonra melekler onun geleceğine bakınca bir karmaşa görürler ve: "Rabbimiz! Sen yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratıyorsun?" derler. Bunun üzerine Rabbimiz Âdem'i çağırır: "Ya Âdem, onlara isimleri say!" diye emreder. Âdem atamız, meleklerin bilmediği bütün isimleri sayar. Bizler esmayı 99 olarak biliriz; oysa Allah'ın bizim duymadığımız, bilmediğimiz daha nice isimleri vardır.
Geçen haftaki vaazımızda "el-Câmi" isminden bahsetmiştik. Bu isim, bütün yaratılanların Allah'ın varlığına ve birliğine işaret ettiğini anlatır. Denizlerde balıklar, göklerde kuşlar, yerde gezenler... Hepsinin hüneri farklı, marifeti farklı, yediği farklı, kıyafeti farklı, gözü farklı, kulağı farklı. Allah'ın nimetleri onlarda da tecelli eder, Allah'ın isimleri onlarda da gizlidir. Elma farklı, armut farklı... Vücuda girdiklerinde yaptıkları fonksiyonlar farklı, gidecekleri yerler farklı, görevleri farklı, şifaları farklı.
Bir rivayette, Âdem atamızın 700.000 kelime ve ismi bildiği söylenir. En zengin dilde 700.000 kelime vardır ve bu kelimelerin birbiriyle sayısız kombinasyonları bulunur. Nasıl ki hidrojen ile oksijenin birleşmesinden su denen apayrı bir madde meydana geliyorsa, bu 700.000 kelimenin de ikili, üçlü, hatta 700.000'e 700.000'li kombinasyonları vardır.
Düşünün, 45 sayı içinde 6'lı kombinasyonları tahmin etmeye çalışan bir oyun var. Bu oyunda doğru tahmin ihtimali çok düşüktür. Oysa Âdem atamızın saydığı isimlerin kombinasyonları, bunun çok ötesindedir. Üstelik sadece bilmek değil, hepsini madden ve manen bilmektedir. Mesela demiri sadece isim olarak bilmek değil, demirin bütün özelliklerini ve kombinasyonlarını bilmek. Ahmed'i bilmek ve Ahmed'den olabilecek bütün çocukları bilmek. Fatma'yı bilmek ve Fatma'nın bütün çocuklarını bilmek.
Bir baba çocuklarının ismini sayamazsa, onlardan haberdar değilse bu bir eksikliktir. Oysa Âdem bütün insanlığın babasıdır ve evlatlarını bilir, tanır. Bir kiraz ağacını düşünün... Sağ kolundaki dalın filizinin ucundaki ikiz kirazın birine gidecek suyu hesaplayıp göndermezse, o kiraz ölür ve düşer. Öyleyse bir kiraz ağacı bile bu inceliği biliyor, bunu hesaplıyorsa; kalp, vücuttaki böbreğin zarındaki bir hücreye gitmesi gereken oksijeni, suyu, enerjiyi biliyor ve gönderiyorsa; bu, Yüce Mevla'nın pek çok isminin ve sıfatının tecellisidir.
Âdem atamızın bütün bu isimleri bilmesi, onun yaratılıştaki konumunun büyüklüğünü gösterir. Ve işte Âdem atamıza, cennetteki ve dünyadaki evlatları belli zamanlarda gösterilirmiş ve o onların haline göre ya sevinir ya da üzülürmüş. O her bir evladını bilir, tanırmış.
Kehf Suresi 46. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Mal ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak olan salih amellerdir, hayırlı işlerdir. Bunlar, Rabbinin katında sevap olarak da hayırlıdır, ümit olarak da hayırlıdır."
İnsan, Âdem gibi her hayri bilip yapamasa da, onun da bileceği, yapacağı bir hayır amel mutlaka vardır. Peygamber Efendimiz, "Yoldaki taşı kaldır" buyurmuştur. Hiçbir şey yapamıyorsan, selamı yay. Selamı yaymak, iyiliği çoğaltmak için gayret göstermek demektir. Nasıl ki şeytan kötülüğü, zulmü ve şerri yaymaya çalışıyorsa, mümin kullar da aydınlığı, bilgiyi, ilmi, hayrı, güzelliği ve sevapları yaymakla mükelleftir. Yoksa sadece kendine iyi olmak yetmez. Eğer sen iyiliği yayarsan, güneş gibi olursun; seninle insanlık bilmediklerini öğrenir, çiçekler açar, meyveler tatlanır.
İnsanda, hayvanda, bitkide "öz" denen bir cevher vardır. Bir yüzük görseniz, sarı ise altın mı, beyaz ise gümüş mü diye sorarsınız. Yani ana maddesi nedir diye. Öyleyse insan, arkadaşlık ettiği kişinin, yediği meyvenin, ekmeğin özünün ne olduğunu arayıp sormaz mı? Arayıp sormuyorsa gafildir. İşte o öz, kişinin nefsini, hangi sıfatlara sahip olduğunu, karakterini belli eder.
Yaratılanlar için tezkiye (arındırma), takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) ve terakki (yükselme) vardır. Demiri gümüşle karıştırdın diye demir gümüş olmaz. Yine ikisinin içinde demir demirdir, gümüş gümüştür. Fakat oksijen ile hidrojen belli oranda birleşince su olur; ne oksijen ne de hidrojen özünü kaybeder, tekrar ayrıştıklarında ana maddelerine dönerler. İşte takva ve terakki, oksijenin hidrojenle birleşince yakıcı iken serinletici bir özellik kazanması gibidir.
İnsanda da eğer özünde iyilik ve güzellik galipse, zaten güzel ahlakı edinmiştir. Salih kimselere bakan insanlar, onların güzel halleriyle hallenirlerse, bakırın altın gibi değer kazanmasına benzer bir durum yaşanır. O kimseler namaza, abdeste başlar, zikir ve fikirle meşgul olur, insanlara, hayvanlara, doğaya saygılı davranır, yaratılanlara yaratandan ötürü hürmet ederler. Ve salihlerle birlikte haşrolma derecesine erişirler. Ne zaman salihleri dost edinmeyi bırakıp, zalimleri dost edinirlerse, işte o zaman demir, civa ile arkadaşlık edip zehirli hale gelmiş gibi olurlar. "Men teşebbehe bi kavmin fe hüve minhum" (Bir topluluğa benzeyen, onlardandır) sırrınca, kişi benzediğinin durumuna düşer.
Ayetle sabittir ki, salihleri seven salihlerle haşrolur. Zalimleri ve kâfirleri seven de zalimlerle ve kâfirlerle haşrolur. Peki haşrolmak nedir? Onların grubunda toplanmak. Cehennem odunları da tıpkı soba odunlarının yazdan kışa istif edildiği gibi istif edilirler.
Her yazın bir kışı, her baharın bir sonbaharı, her doğanın bir ölümü vardır. Acının tatlısı, tatlının acısı, gecenin gündüzü vardır. Allah her şeyi zevc (çift) halinde yarattığını buyuruyor. Geceye gündüzü, Âdem'e Havva'yı, meleğe şeytanı, iyiye kötüyü yaratmıştır. Ve onların biri ile diğerini dengeye koyar Rabbimiz. Gece uzun giderse gündüzü göreve sokar, yaz fazla giderse kışı göreve sokar.
İşte geldik yazın sonuna ve sonbahara giriş vaktine. Yeşerenlerin solmasına, ölüme hazırlanma vaktine. Ey insanlık! Sen ölüme ne hazırladın? Yorgan aldın mı üstüne örtmek için? Azık biriktirdin mi orada yiyeceğin? Lamba aldın mı orada aydınlanacağın?
Ey insanoğlu! Kur'an nurdur. Kabirde ve kıyamette karanlıkta kalmak istemiyorsan, bedenine Kur'an'ı al, aklına Kur'an'ı al, Kur'an ezberle, Kur'an zikret. Esmayı öğren, esmayı zikret ki kabirde karanlıkta kalma.
Atalar demiş: "Rüzgâr eken fırtına biçer." Savaş tohumları eken kıyamet biçer. Savaşın azığı az, soğuğu çok, elbisesiz, yorganız, çıplak bir kış demektir. Rabbim inananları savaş ekip fırtına biçmekten korusun.
23 Eylül, sonbahara giriş vaktidir. Bu aynı zamanda Hasan ve Hüseyin Efendilerimizin hasat mevsimleri, yani ölüm mevsimleridir. Ayvaya, armuta, Hasana, Hüseyine, o iki parlak yıldıza selam olsun.
Rabbim, onlardan insanlığın ölüme nasıl karşı gidileceğini anlamasını, idrak etmesini nasip eylesin. İnsanlığın iki genç fidanının şehadetini kabul eylesin. Ölümü yenmenin ne demek olduğunu anlamayı nasip eylesin. Ölümü yenen İsa'ya, Mehdi'ye arkadaş ve yâren eylesin. Ve böylece Mehdi'nin de ölümü nasıl yeneceğini ondan öğrenmesini nasip eylesin.
Rabbim, hayırlı hasatlara, güzel şehadetlere (Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet edenler topluluğuna) kavuştursun insanlığı.
Âmin, Âmîn, Âmiyyîn.
El-Fâtiha, vesselâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Başağaçlı Raşit Tunca
15.09.2013 Pazar
Tarih: 15 Eylül 2013 Pazar
Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Halakas-semâvâti vel-arda bil-hakkı ve savveraküm fe ahsene suveraküm ve ileyhil-masîr."
Sadakallahülazîm. (Teğabün Suresi, 3. Ayet)
Meal: "O, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Size şekil verdi ve şeklinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O'nadır."
Allah'ım, sen bütün güzel şekillerin, güzel tasvirlerin sahibi olan Resulün Muhammed Mustafa'ya salat eyle.
Ya Allah! Sen en güzel şekli verenlerin en güzelisin.
Ya Allah! Mümin kullarına cennette cemalini görmeyi nasip eyle.
Yolculuğumuza başlıyoruz.
Sema, isimler, Esma-i Hüsna... Allah'ın isimleri ve zikirdir ki; her kim esmayı öğrenirse, o kimse sağlam bir kulpa yapışmış demektir. Toz duman kalktığında geriye kalanlar, esmayı bilen ve onu zikredenler olacaktır. Allah yarattığı her nesneye önce bir isim vermiş, sonra o ismi kullarına ve meleklerine öğretmiştir. İnsanoğluna ise meleklere bile öğretmediği isimleri, sırları öğretmiştir.
İşte cennette Âdem atamız yaratıldıktan sonra melekler onun geleceğine bakınca bir karmaşa görürler ve: "Rabbimiz! Sen yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratıyorsun?" derler. Bunun üzerine Rabbimiz Âdem'i çağırır: "Ya Âdem, onlara isimleri say!" diye emreder. Âdem atamız, meleklerin bilmediği bütün isimleri sayar. Bizler esmayı 99 olarak biliriz; oysa Allah'ın bizim duymadığımız, bilmediğimiz daha nice isimleri vardır.
Geçen haftaki vaazımızda "el-Câmi" isminden bahsetmiştik. Bu isim, bütün yaratılanların Allah'ın varlığına ve birliğine işaret ettiğini anlatır. Denizlerde balıklar, göklerde kuşlar, yerde gezenler... Hepsinin hüneri farklı, marifeti farklı, yediği farklı, kıyafeti farklı, gözü farklı, kulağı farklı. Allah'ın nimetleri onlarda da tecelli eder, Allah'ın isimleri onlarda da gizlidir. Elma farklı, armut farklı... Vücuda girdiklerinde yaptıkları fonksiyonlar farklı, gidecekleri yerler farklı, görevleri farklı, şifaları farklı.
Bir rivayette, Âdem atamızın 700.000 kelime ve ismi bildiği söylenir. En zengin dilde 700.000 kelime vardır ve bu kelimelerin birbiriyle sayısız kombinasyonları bulunur. Nasıl ki hidrojen ile oksijenin birleşmesinden su denen apayrı bir madde meydana geliyorsa, bu 700.000 kelimenin de ikili, üçlü, hatta 700.000'e 700.000'li kombinasyonları vardır.
Düşünün, 45 sayı içinde 6'lı kombinasyonları tahmin etmeye çalışan bir oyun var. Bu oyunda doğru tahmin ihtimali çok düşüktür. Oysa Âdem atamızın saydığı isimlerin kombinasyonları, bunun çok ötesindedir. Üstelik sadece bilmek değil, hepsini madden ve manen bilmektedir. Mesela demiri sadece isim olarak bilmek değil, demirin bütün özelliklerini ve kombinasyonlarını bilmek. Ahmed'i bilmek ve Ahmed'den olabilecek bütün çocukları bilmek. Fatma'yı bilmek ve Fatma'nın bütün çocuklarını bilmek.
Bir baba çocuklarının ismini sayamazsa, onlardan haberdar değilse bu bir eksikliktir. Oysa Âdem bütün insanlığın babasıdır ve evlatlarını bilir, tanır. Bir kiraz ağacını düşünün... Sağ kolundaki dalın filizinin ucundaki ikiz kirazın birine gidecek suyu hesaplayıp göndermezse, o kiraz ölür ve düşer. Öyleyse bir kiraz ağacı bile bu inceliği biliyor, bunu hesaplıyorsa; kalp, vücuttaki böbreğin zarındaki bir hücreye gitmesi gereken oksijeni, suyu, enerjiyi biliyor ve gönderiyorsa; bu, Yüce Mevla'nın pek çok isminin ve sıfatının tecellisidir.
Âdem atamızın bütün bu isimleri bilmesi, onun yaratılıştaki konumunun büyüklüğünü gösterir. Ve işte Âdem atamıza, cennetteki ve dünyadaki evlatları belli zamanlarda gösterilirmiş ve o onların haline göre ya sevinir ya da üzülürmüş. O her bir evladını bilir, tanırmış.
Kehf Suresi 46. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Mal ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak olan salih amellerdir, hayırlı işlerdir. Bunlar, Rabbinin katında sevap olarak da hayırlıdır, ümit olarak da hayırlıdır."
İnsan, Âdem gibi her hayri bilip yapamasa da, onun da bileceği, yapacağı bir hayır amel mutlaka vardır. Peygamber Efendimiz, "Yoldaki taşı kaldır" buyurmuştur. Hiçbir şey yapamıyorsan, selamı yay. Selamı yaymak, iyiliği çoğaltmak için gayret göstermek demektir. Nasıl ki şeytan kötülüğü, zulmü ve şerri yaymaya çalışıyorsa, mümin kullar da aydınlığı, bilgiyi, ilmi, hayrı, güzelliği ve sevapları yaymakla mükelleftir. Yoksa sadece kendine iyi olmak yetmez. Eğer sen iyiliği yayarsan, güneş gibi olursun; seninle insanlık bilmediklerini öğrenir, çiçekler açar, meyveler tatlanır.
İnsanda, hayvanda, bitkide "öz" denen bir cevher vardır. Bir yüzük görseniz, sarı ise altın mı, beyaz ise gümüş mü diye sorarsınız. Yani ana maddesi nedir diye. Öyleyse insan, arkadaşlık ettiği kişinin, yediği meyvenin, ekmeğin özünün ne olduğunu arayıp sormaz mı? Arayıp sormuyorsa gafildir. İşte o öz, kişinin nefsini, hangi sıfatlara sahip olduğunu, karakterini belli eder.
Yaratılanlar için tezkiye (arındırma), takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) ve terakki (yükselme) vardır. Demiri gümüşle karıştırdın diye demir gümüş olmaz. Yine ikisinin içinde demir demirdir, gümüş gümüştür. Fakat oksijen ile hidrojen belli oranda birleşince su olur; ne oksijen ne de hidrojen özünü kaybeder, tekrar ayrıştıklarında ana maddelerine dönerler. İşte takva ve terakki, oksijenin hidrojenle birleşince yakıcı iken serinletici bir özellik kazanması gibidir.
İnsanda da eğer özünde iyilik ve güzellik galipse, zaten güzel ahlakı edinmiştir. Salih kimselere bakan insanlar, onların güzel halleriyle hallenirlerse, bakırın altın gibi değer kazanmasına benzer bir durum yaşanır. O kimseler namaza, abdeste başlar, zikir ve fikirle meşgul olur, insanlara, hayvanlara, doğaya saygılı davranır, yaratılanlara yaratandan ötürü hürmet ederler. Ve salihlerle birlikte haşrolma derecesine erişirler. Ne zaman salihleri dost edinmeyi bırakıp, zalimleri dost edinirlerse, işte o zaman demir, civa ile arkadaşlık edip zehirli hale gelmiş gibi olurlar. "Men teşebbehe bi kavmin fe hüve minhum" (Bir topluluğa benzeyen, onlardandır) sırrınca, kişi benzediğinin durumuna düşer.
Ayetle sabittir ki, salihleri seven salihlerle haşrolur. Zalimleri ve kâfirleri seven de zalimlerle ve kâfirlerle haşrolur. Peki haşrolmak nedir? Onların grubunda toplanmak. Cehennem odunları da tıpkı soba odunlarının yazdan kışa istif edildiği gibi istif edilirler.
Her yazın bir kışı, her baharın bir sonbaharı, her doğanın bir ölümü vardır. Acının tatlısı, tatlının acısı, gecenin gündüzü vardır. Allah her şeyi zevc (çift) halinde yarattığını buyuruyor. Geceye gündüzü, Âdem'e Havva'yı, meleğe şeytanı, iyiye kötüyü yaratmıştır. Ve onların biri ile diğerini dengeye koyar Rabbimiz. Gece uzun giderse gündüzü göreve sokar, yaz fazla giderse kışı göreve sokar.
İşte geldik yazın sonuna ve sonbahara giriş vaktine. Yeşerenlerin solmasına, ölüme hazırlanma vaktine. Ey insanlık! Sen ölüme ne hazırladın? Yorgan aldın mı üstüne örtmek için? Azık biriktirdin mi orada yiyeceğin? Lamba aldın mı orada aydınlanacağın?
Ey insanoğlu! Kur'an nurdur. Kabirde ve kıyamette karanlıkta kalmak istemiyorsan, bedenine Kur'an'ı al, aklına Kur'an'ı al, Kur'an ezberle, Kur'an zikret. Esmayı öğren, esmayı zikret ki kabirde karanlıkta kalma.
Atalar demiş: "Rüzgâr eken fırtına biçer." Savaş tohumları eken kıyamet biçer. Savaşın azığı az, soğuğu çok, elbisesiz, yorganız, çıplak bir kış demektir. Rabbim inananları savaş ekip fırtına biçmekten korusun.
23 Eylül, sonbahara giriş vaktidir. Bu aynı zamanda Hasan ve Hüseyin Efendilerimizin hasat mevsimleri, yani ölüm mevsimleridir. Ayvaya, armuta, Hasana, Hüseyine, o iki parlak yıldıza selam olsun.
Rabbim, onlardan insanlığın ölüme nasıl karşı gidileceğini anlamasını, idrak etmesini nasip eylesin. İnsanlığın iki genç fidanının şehadetini kabul eylesin. Ölümü yenmenin ne demek olduğunu anlamayı nasip eylesin. Ölümü yenen İsa'ya, Mehdi'ye arkadaş ve yâren eylesin. Ve böylece Mehdi'nin de ölümü nasıl yeneceğini ondan öğrenmesini nasip eylesin.
Rabbim, hayırlı hasatlara, güzel şehadetlere (Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet edenler topluluğuna) kavuştursun insanlığı.
Âmin, Âmîn, Âmiyyîn.
El-Fâtiha, vesselâtü vesselâmü alâ Resûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Başağaçlı Raşit Tunca
15.09.2013 Pazar
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
