Haklı Dava ve Haklı Davanın Silahı
07. 09. 2013 Cumartesi
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَإِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ءَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِى وَأُمِّىَ إِلَٰهَيْنِ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ قَالَ سُبْحَٰنَكَ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِى بِحَقٍّ ۚ إِن كُنتُ قُلْتُهُۥ فَقَدْ عَلِمْتَهُۥ ۚ تَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِى وَلَآ أَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِكَ ۚ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
Ve iz kâlellâhu yâ îsebne meryeme e ente kulte lin nâsittehizûnî ve ümmiye ilâheyni min dûnillâh(kâle) subhâneke mâ yekûnu lî en ekûle mâ leyse lî bi hakk(hakkın) in kuntu kultuhu fe kad alimteh( alimtehu) ta’lemu mâ fî nefsî ve lâ a’lemu mâ fî nefsik(nefsike) inneke ente allâmul guyûb(guyûbi).
Sadakallahülazîm. (Mâide Suresi, 116)
Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara ‘Allah’tan başka beni ve annemi de iki ilah edinin’ dedin?” İsa (as) ise şöyle cevap veriyor: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer onu söylemişsem, şüphesiz sen onu bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ben ise senin zatında olanı bilemem. Şüphesiz ki sen, gaybları hakkıyla bilensin.”
Bu ayet-i kerime, bizlere çok mühim bir ders vermektedir. Peygamber de olsanız, Allah'ın size verdiği sınırları aşmamalısınız. Hz. İsa (as), nefsinden söylediği bir sözle, insanların yanlış bir inanca kapılmasına vesile olmuş, bunun üzerine Rabbimiz onu vefat ettirip katına almıştır. Olayı bizlere ibret vesikası olarak Kur'an-ı Kerim'de bildirmiştir. Hz. İsa (as) “Rabbim, ben o sözü söylerken niyetim senin kudretine ortaklık değildi, sen benim nefsimi en iyi tanıyansın” diyerek teslimiyetini göstermiştir.
Bu kıssadan hareketle, haklı bir davanın savunulması ve bu uğurda kullanılan araçların meşruiyeti üzerine düşünmeliyiz. Bir evinize hırsız girdiğinde, canınızı ve ailenizi korumak için mutfak bıçağını kullanmanız, o bıçağı “temiz” veya “pis” olarak nitelendirmekten daha önemlidir. Önemli olan, davaların haklı olup olmadığıdır. Haklı bir davada, meşru savunma amacıyla kullanılan her araç, o an için eldeki tek imkân olabilir. Bu durumda, bir hakimin vereceği karar, kişinin meşru savunma yapıp yapmadığına dair olmalıdır, yoksa kullanılan aracın niteliğine dair değil.
Kâinattaki düzen, tek bir yaratıcının varlığını ve birliğini gösterir. “Allah birdir” inancı, imanın temelidir. Ancak bu birlik, yarattıklarında bir çokluk ve çeşitlilik olduğu gerçeğini değiştirmez. Her birimiz, Allah'ın ruhundan üflediği varlıklarız. Bu yönümüzle hepimiz O'nun kudretinin birer yansımasıyız. Hz. İsa’nın (as) “ruhullah” olarak anılması da bu hakikatin bir ifadesidir. Nefsini bilen Rabbini bilir, sözü de bu derin hakikate işaret eder. Kimimiz bu ilahi ruhun aydınlık yolunu seçer, iyiliğe ve güzelliğe yöneliriz; kimimiz ise nefsani arzulara kapılıp karanlıkta kalır, kötülüğe hizmet ederiz. Kâinatta iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık mücadelesi hep var olmuştur. Aydınlık, nur ve ziya saçan ulvi ruhların mekânı cennettir; karanlık ve kötülük ise cehennemin yoludur.
Tarih boyunca nice zulümler yaşanmıştır. Habil ile Kabil kıssasında olduğu gibi, kardeş kardeşe zulmetmiş, haklı davasını savunmayan Habil'in suskunluğu, Kabil'in cesaretlenmesine yol açmıştır. Hz. Yusuf'a (as) kardeşleri zulmetmiş, onu kuyuya atmış, köle olarak satmışlardır. Fakat Allah'ın izniyle bu zulüm, Hz. Yusuf'un Mısır'a sultan olmasına vesile olmuştur. Zalimler, Allah'ın emri ve izni dışında bir hareket edemezler. Onların da ruhu Allah'tandır. Allah, dilediğini aziz eder, dilediğini zelil. Şer gibi görünen şeylerden hayırlar çıkarabilir.
Mehdiyi bekleyen kardeşlerim! Keramet, Allah'ın sıfatlarından birini bilip onu Allah'ın emri doğrultusunda kullanmaktan ibarettir. İmtihan, cevapları peşinen verilmiş bir sınav değildir. Gerçek imtihan, doğruyu yanlıştan ayırt edebilme ve hakkı kabul edebilme cesaretini gösterebilmektir. Bu gün hakkı tanımayan, yarın da tanımaz.
Rabbimiz, bizleri ve tüm müminleri, meleklerin sesini duyup iyiyi, güzeli, aydınlığı ve hayrı seçenlerden eylesin. Haklı davalarımızda, hak yolunda, karanlığı dahi silah olarak kullanabilme feraseti ve cesareti versin. Unutmayalım ki zaman bizim zamanımızdır ve asıl olan, bu zamana imzamızı atmak, içinde bulunduğumuz çağı iyilikle yoğurmaktır.
El-Fâtiha.
07. 09. 2013 Cumartesi
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
07. 09. 2013 Cumartesi
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَإِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ءَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِى وَأُمِّىَ إِلَٰهَيْنِ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ قَالَ سُبْحَٰنَكَ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِى بِحَقٍّ ۚ إِن كُنتُ قُلْتُهُۥ فَقَدْ عَلِمْتَهُۥ ۚ تَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِى وَلَآ أَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِكَ ۚ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
Ve iz kâlellâhu yâ îsebne meryeme e ente kulte lin nâsittehizûnî ve ümmiye ilâheyni min dûnillâh(kâle) subhâneke mâ yekûnu lî en ekûle mâ leyse lî bi hakk(hakkın) in kuntu kultuhu fe kad alimteh( alimtehu) ta’lemu mâ fî nefsî ve lâ a’lemu mâ fî nefsik(nefsike) inneke ente allâmul guyûb(guyûbi).
Sadakallahülazîm. (Mâide Suresi, 116)
Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara ‘Allah’tan başka beni ve annemi de iki ilah edinin’ dedin?” İsa (as) ise şöyle cevap veriyor: “Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer onu söylemişsem, şüphesiz sen onu bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ben ise senin zatında olanı bilemem. Şüphesiz ki sen, gaybları hakkıyla bilensin.”
Bu ayet-i kerime, bizlere çok mühim bir ders vermektedir. Peygamber de olsanız, Allah'ın size verdiği sınırları aşmamalısınız. Hz. İsa (as), nefsinden söylediği bir sözle, insanların yanlış bir inanca kapılmasına vesile olmuş, bunun üzerine Rabbimiz onu vefat ettirip katına almıştır. Olayı bizlere ibret vesikası olarak Kur'an-ı Kerim'de bildirmiştir. Hz. İsa (as) “Rabbim, ben o sözü söylerken niyetim senin kudretine ortaklık değildi, sen benim nefsimi en iyi tanıyansın” diyerek teslimiyetini göstermiştir.
Bu kıssadan hareketle, haklı bir davanın savunulması ve bu uğurda kullanılan araçların meşruiyeti üzerine düşünmeliyiz. Bir evinize hırsız girdiğinde, canınızı ve ailenizi korumak için mutfak bıçağını kullanmanız, o bıçağı “temiz” veya “pis” olarak nitelendirmekten daha önemlidir. Önemli olan, davaların haklı olup olmadığıdır. Haklı bir davada, meşru savunma amacıyla kullanılan her araç, o an için eldeki tek imkân olabilir. Bu durumda, bir hakimin vereceği karar, kişinin meşru savunma yapıp yapmadığına dair olmalıdır, yoksa kullanılan aracın niteliğine dair değil.
Kâinattaki düzen, tek bir yaratıcının varlığını ve birliğini gösterir. “Allah birdir” inancı, imanın temelidir. Ancak bu birlik, yarattıklarında bir çokluk ve çeşitlilik olduğu gerçeğini değiştirmez. Her birimiz, Allah'ın ruhundan üflediği varlıklarız. Bu yönümüzle hepimiz O'nun kudretinin birer yansımasıyız. Hz. İsa’nın (as) “ruhullah” olarak anılması da bu hakikatin bir ifadesidir. Nefsini bilen Rabbini bilir, sözü de bu derin hakikate işaret eder. Kimimiz bu ilahi ruhun aydınlık yolunu seçer, iyiliğe ve güzelliğe yöneliriz; kimimiz ise nefsani arzulara kapılıp karanlıkta kalır, kötülüğe hizmet ederiz. Kâinatta iyilik ve kötülük, aydınlık ve karanlık mücadelesi hep var olmuştur. Aydınlık, nur ve ziya saçan ulvi ruhların mekânı cennettir; karanlık ve kötülük ise cehennemin yoludur.
Tarih boyunca nice zulümler yaşanmıştır. Habil ile Kabil kıssasında olduğu gibi, kardeş kardeşe zulmetmiş, haklı davasını savunmayan Habil'in suskunluğu, Kabil'in cesaretlenmesine yol açmıştır. Hz. Yusuf'a (as) kardeşleri zulmetmiş, onu kuyuya atmış, köle olarak satmışlardır. Fakat Allah'ın izniyle bu zulüm, Hz. Yusuf'un Mısır'a sultan olmasına vesile olmuştur. Zalimler, Allah'ın emri ve izni dışında bir hareket edemezler. Onların da ruhu Allah'tandır. Allah, dilediğini aziz eder, dilediğini zelil. Şer gibi görünen şeylerden hayırlar çıkarabilir.
Mehdiyi bekleyen kardeşlerim! Keramet, Allah'ın sıfatlarından birini bilip onu Allah'ın emri doğrultusunda kullanmaktan ibarettir. İmtihan, cevapları peşinen verilmiş bir sınav değildir. Gerçek imtihan, doğruyu yanlıştan ayırt edebilme ve hakkı kabul edebilme cesaretini gösterebilmektir. Bu gün hakkı tanımayan, yarın da tanımaz.
Rabbimiz, bizleri ve tüm müminleri, meleklerin sesini duyup iyiyi, güzeli, aydınlığı ve hayrı seçenlerden eylesin. Haklı davalarımızda, hak yolunda, karanlığı dahi silah olarak kullanabilme feraseti ve cesareti versin. Unutmayalım ki zaman bizim zamanımızdır ve asıl olan, bu zamana imzamızı atmak, içinde bulunduğumuz çağı iyilikle yoğurmaktır.
El-Fâtiha.
07. 09. 2013 Cumartesi
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
