Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 2/5 - 1 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Öğretmenler Günü ve Hakiki Öğretmen Reşid Mehdi'nin Günü (Mehdiyyunel Raşidiyn)
#1
RasitTunca-3 
Öğretmenler Günü ve Hakiki Öğretmen Reşid Mehdi'nin Günü (Mehdiyyunel Raşidiyn)

Her Şey "Oku" Ama "Lanet Okuma" Derler?

Euzübillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmanirrahim

"Fe harru minhâ..." (Rabbi şeytana) "...inneke racîm."
"Ve inne aleyke'l la'nete..." (Hicr Suresi, 34-35)

Sadakallahülazim.

Allah'ın ve meleklerinin laneti, apaçık düşman olan şeytanın üzerine olsun. Zira o azgın düşman, iyice azdı.

Allahümme salli ala Muhammed'in Mustafa ve ala âlihî ve sahbihî ecmaîn ve ala âli Muhammed'in Mehdiyyil Muntazar Raşidînel Mehdiyyûn.

Yolculuğumuza başlıyoruz.

Derler ki: "Sakın lanet okuma, çünkü lanet döner dolaşır seni bulur." Peki, öyle midir? Bakara Suresi'nde, "Sizi bıraksaydık da birbirinizi lanetleyip helak ederdiniz" manasında bir ayet vardır. Ama işte Hicr Suresi'nde, apaçık düşman olan şeytan aleyhillaneye lanet okunmuştur. Velhasıl kelam, hak edene lanet okumak varmış.

İşte Rabbimizin ona ettiği bu lanetin öcünü almak istercesine, bu apaçık düşman öyle vesveseler vermiş ki Mekke halkına, Muhammed Mustafa'yı Mekke'den çıkmak zorunda bırakmış. Lanetin birinci kısmının öcünü aldım diye sevinmiş ahmak şeytan. Hicr Suresi 34. ayet, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovulmuş birisin." İşte şeytan öyle azılı bir düşman ki, Muhammed'i Mekke'den kovulmuş olarak çıkarmak için bu kadar düşmanlık etmiş. Muhammed (s.a.v.) de artık başka çare kalmadığını düşünüp Medine yollarına düşmüş. Peki şeytanın düşmanlığı bitmiş mi? Hayır, o azılı düşman hiç bırakır mı? Düşmanlığı ta son ana kadar sürdürmüş.

Rabbim, Ehâd ismin hürmetine, Mehdi'ye, ehline ve cemaatine güç kuvvet ver ki onları ayakta tutasın; dostuna da düşmanına da "of" dedirtme Ya Rabbi.

İşte Muhammed Mustafa hicret etmiştir ama düşmanı şeytan aleyhilaneyi sevindirmiştir. Neden? Çünkü Allah'ın onu azdırması sonucu kullarına düşmanlık edeceğini söyleyen şeytan, hangi peygambere düşmanlık etmemiş ki Muhammed'e de etmemiş olsun? İşte Muhammed (s.a.v.) Medine'ye giderek "Tebdil-i mekânda hayır vardır" dedi. Fakat bütüne bakınca görüyoruz ki bu bir intikam, şeytanın, apaçık düşmanın intikamı sonucu olan bir olaydır. Yani hicrete mecbur edilmek. Muhammed Mustafa ne dedi? Yine "Ey Mekke, ben senden ayrılmazdım ama beni mecbur ettiler" dedi. İşte onun direncini kaybetmesi sonucu Hüseyin de ondan sonra yerinden yurdundan ayrılıp yine tuzağa düşürülenlerden oldu. Muhammed (s.a.v.) en sonunda anladı ki yerini terk edenler kaybediyor. Ve Medine'de Uhud'daki okçu tepesindekilere dedi ki: "Sakın yerinizi terk etmeyin!" Ama sözü tutulmadı. Çünkü o Mekke'yi bırakmış, yerini terk etmişti; onun sözü de tutulmayıp okçu tepesini bekleyenler yerlerini terk ettiler. Ey Mehdi cemaati, sakın ola apaçık düşmanı sevindirmeyin ve yerinizi yurdunuzu terk etmeyin!

Biz ise Türkiye'den bir araba sevdasına Avusturya'ya hicret etmiş biriyiz ve bizim de sözümüz kaale alınmayacak. Ama biz sorunun cevabını peşinen verdik: Anlayan anlasın, yerini yurdunu terk etmesin! Cevap belli iken soruyu doğru cevaplamayana ... bunu duyun ve bilin. Ve yerini yurdunu hiç terk etmemiş bir Mehdi askeri, insanlara bu dediğimiz "Yerinizi terk etmeyin!" sözünü söyleyip insanları uyarsın.

Bunu nasıl yaparız sorusunun cevabına gelince: Hüzeyme (r.a.) okçular tepesini terk etmeyen ve kılıcı kınından uzun olan bir yiğit ve daha çocuk bir sahabiydi. O, çocuk olması hasebiyle daha henüz hic Medine'den ayrılmamıştı o yaşına kadar. O, ta ki okçuların tepeden ayrıldıklarını görünce dedi ki: "Peygamber burayı terk etmeyin dedi!" Ve onun sözü bir tek sahabi tarafından tutuldu ve iki kişi ayakta kaldılar. O sözünün eriydi, yani o söz üzerinde tezahür ediyordu. Yani o yurdunu hiç terk etmemişti. Ama geç söylenmiş bir söz ve doğru bir ağızdan gecikmiş bir söz. İşte yeni doğan çocuklardan okuma yazma bilen ve hiç memleketini terk etmek zorunda kalmamış birisi lütfen bu vaazımızı insanlara okusun. Ey Mehdi cemaati, "Yerinizi terk etmeyin!" sözünü söylesin ve Mehdi askeri olsun inşallah. Doğru ağızdan çıksın o söz. (Doğru ağızdan çıkması demek, o sözü kendisi yaşamış kimsenin söylemesi demektir. Kendi yaşamayan birinin söylediği söz makbul olmaz.) "Okçular tepesini terk etmeyin" desin o; yani "Mehdi'yi yalnız bırakmayın" desin; yani Mehdi'ye bağlanalı hiç terk etmeyen biri de "Onu yalnız bırakmayın" desin.

Ey müminler, sığınaklarınıza dönün! Geçenki vaazımızda dediğimiz Seyyid Efendi'dir ve Süleyman'ın karıncası, karıncaların seyyidesidir dedik. Karıncaların sultanı da İsa'yı başak toplayarak besleyen Meryem Anamızdır. Ve o, Süleyman askerlerinin kendilerine doğru geldiklerinin haberini alınca dedi ki: "Ey halkım, meskenlerinize dönünüz ki size Süleyman askerleri zarar vermesin!" Yani şu günün Süleyman'ı, dünya saltanatını ele geçirmeye çalışan deccal ve Amerika ordusunun askerleridir. Onlar gelmeden evlerinize dönün ki size zarar vermesinler diye seslendi. İşte karıncaların seyyidesi Meryem Sultan; onun seyyidi Ebu Bekir; onun seyyidesi Ayşe; Ayşe'nin seyyidi efendisi Muhammed; Muhammed'in seyyidi Hasan ve Hüseyin; onların seyyidi Mehdiyi Muntazar; Mehdi'nin seyyidi ise İsa'dır. Yani Ruh babası ve Mehdi'yi savunacak olan gerçek er ve ne diyecek? "Beni geçmeden Baba'ya gidemezsiniz" diyecek. Kim o zaman onun koruduğu babası? Ruh babası Mehdi ve onun seyyidi, seyyidimiz İsa Ruhullah. Ve biz de şimdi o ayeti karıncaların sultanının dilinden seslenip diyoruz ki: "Ey Mehdi askerleri, evlerinize, meskenlerinize dönün; olaki saltanat size zarar verebilir!"

Yani son tepeyi, okçular tepesini, Mehdi tepesini terk etmeyin. İşte Uhud iki şehit aldı: Biri Hamza, biri Muhammed'in dişi. Hz. Hamza, Allah'ın arslanı, Muhammed'in sivri dişiydi, onun bedenindeki dişiydi. Ve onun şehadetine sebep olanlar, okçular tepesini terk edenlerdir. Diyoruz ki: Mümin bir delikten iki kere ısırılmaz. Uyanık olun ve Mehdi'yi yalnız bırakmayın. Bu savaş, küfür ve deccalla olan savaştır. Kim deccalın safında yer alıp cehennemin dibini boylamak istiyor ise, o zaman İsa'yı beklesin onlar. Kim de Mehdi'nin safında yer almak istiyor ise, o zaman yerini yurdunu, bilhassa şu günlerde ve şu anlarda terk etmesin.

Ve geldik "Bu filmin senaryosunu kim yazmış?" sorusuna: Arnold Schwarzenegger'in (annesi Avusturyalı) filminin son bölümüne, yani Terminatör son bölüme. Gelecekten gelip annesini hamile bırakan ve kurtarıcıyı doğurtan, onu doğuran anne; yani Meryem ve İsa ve Mehdi; yani Tahir'in evladı Tahir ve Tahire'nin, yani temiz ve iffetli Meryem'in tahir evladı İsa ve onun efendisi seyyidi Mehdi. Yani Terminatör son bölüm. Kim yazmış bunun senaryosunu? Yani Meryem senaryosunu Allah mı yazdı yoksa o filmi yazan o ... mi?

Muhammed Mustafa: "İsa'ya en çok Mehdi benzeyecek" dedi. Yani İsa Mehdi'ye benzeyecek, Mehdi İsa'ya benzeyecek. Sebebi ne olabilir sizce?

İsa ve penisilin; yani en azılı mikrobu da öldürecek güçteki Hz. İsa. Ne dedik geçenki vaazımızda? Kötüler, şeytan ve ordusu mikroplar halinde; iyiler de yaptıkları ve yaratılışlarındaki güzellikle mikroplarla savaşanlar halinde. İsa Efendimizin cibilliyeti de işte penisilin bakterisi ve mikroplarla savaşan en güçlü asker. Are you understand me today? Kaç ay, kaç yıl geçti anlamayanların kafasına anlatmak için işte böyle tokmakla vurmamız mı lazım?

Eûzü demek, bütün mikroplardan Allah'ın kalesine sığınmaktır. Ve "Eûzü billahi mineşşeytanirracîm, Bismillahirrahmanirrahîm" dediğimizde, işte Rabbim sağımızdan gelen şeytana karşı bizi Hâdî ismin ve hidayetinle koru demektir. Eûzü çekerken bu tefekkür edilmelidir: Şeytan sağdan gelirse, o zaman bir iyilikle gelir ve sizin o iyiliğin daniskasını çıkarmanızı sağlar. Mesela sana "Namaz kıl" der, "nafile kıl" der. Sen başlarsın namaza, kıl kıl kıl, seni nafilede bıktırasıya yaptırır ve ertesi güne artık dermanın kalmaz. Yahut gece namaza kalkarsın ama gece kalkınca kılıp yatınca bu seferde farz olan sabah namazını kaçırırsın, yahut seher vaktinde seni uyku basar ve seni güneş doğarken uyutur. Veya sana hayvan besle de hayra gir der, sonra da bakamazsın, hayvan başına dert olur, bu seferde hayvanı sokağa attırır, sevap yerine günaha sokar. Yani seni bir iyilikle kandırıp, senin elindeki altını tenekeyle değiştirmeni sağlar. İşte bunun için Allah'ın hidayetine sığınmak lazımdır. Yani doğru yoluna girmek lazımdır.

Ve yine eğer şeytan aleyhillane soldan geliyorsa, bu sefer haramlarla, mekruhlarla gelir: İçki, kumar, zina, sigara, alkol gibi yasak olan ve insana zararlı olan şeylerle, onlara müptela etmek için size sebepler bulur. Kavga ettirir ve "Yak bir sigara" diye telkin eder, yahut yine "İç bir kadeh" diye telkin eder. Bundan da Allah'a sığınmak için Eûzü çekince, Rabbim "Solumdan gelen şeytandan beni inayetinle koru" demek lazımdır. Yani inayet, bidat ve sapıklıklara düşürme demektir.

Ve yine eğer şeytan size önünüzden gelirse, o zaman apaçık düşman olarak gelir. Yani mesela çıplak kadınlar halinde, yahut karşına milli piyangocu çıkarır ve der piyangocu: "Bu sene bilmem kaç para veriyor, geçen sene bizden alana çıktı" der. Sana da vesvese verir: "Al da kazanırsan yarısını hayır yaparsın" diye. Halbuki hiç alkolle zekat verilir mi? Yahut içki parası kalmamış adama "Hadi kendine git bir şişe bira al" diye para veren ahmak gibi, hayır yaptığını zannettirir. Sen ona alkol parası verince hayra mı girdin sanıyorsun ahmak! İşte böyle günah olduğu aşikâr olan işleri size güzel gösterir önden gelen düşman. Ondan da Allah'a Eûzü ile sığınıp demelisin ki: "Ya Rabbi, önümden gelen şeytanlardan beni ismetinle koru."

Ve yine arkadan gelirse şeytan, bu sefer gizli düşmandır. Senin haram mı helal mi olduğunu bilmediğin şeyler ile, yani şüpheliler vasfına girenlerle seni kandırmaya çalışır. Mesela o birilerini vesveselendirip bisküviye domuz yağı koydurur, onu da senin önüne birisi getirir sunar, yahut markette satarlar. Sen bunun içinde ne var, nasıl imal edilmiş bakmazsan, o zaman sana bilmeden domuz yedirir. Ve sen yiye yiye domuzlaşmaya başlarsın, müslümanlara tuzak kurmaya ve onların önünden ardından düşmanlık etmeye başlarsın, imanın gitgide sönmeye başlar. Sen hiç farkına bile varmazsın, çünkü vurdumduymaz ahlakıyla yaşıyorsundur, ve memleketin Müslüman diye, burada haram şeyler olmaz sanırsın. Halbuki şeytan esas Müslümanlarla uğraşır, bunu unutursun. İşte böyle şeytanlardan da Eûzü ile Allah'a sığınıp dersin ki: "Ya Rabbi, beni nusretinle ardımdan gelen şeytanlardan koru, ben onlardan senin kalene sığınırım" diye istiaze edersin.

İşte arkadan gelen şeytanın sana sunduğu domuzun içindeki domuz eti genleri, sende öyle bir etki yapar ki senin ahlakına sirayet eder, hatta bunlar fazlalaşınca sende hastalık dahi yapar. Çünkü onlar pis ve necistir, hükmünde halk olmuşlardır. Ve onlar insana zararlı mahluklar halinde ve kötü ahlakların kaynaklarıdır. Yine her güzel ve semiz ve Rabbimizin yememize müsaade ettiği, temiz sebze ve meyvelarda, mesela bir C vitamini deposu portakal gibi, yahut kalsiyum kaynağı süt, yoğurt, peynir gibi maddelerde, işte kainat-ı alemin haritası insan bedenine girince, bedenin salahı ve selameti ve sağlığı için hizmet ederler. Ve necis ve mundar olan şeyler ise bedeni hasta eden bakteri ve mikroplar halindedirler. Ve Allah her şeyi zevc (çift) halinde yarattık buyuruyor, bazıları da kutup halindedir: Yaz, kış; sıcak, soğuk; beyaz, siyah; iyi, kötü; acı, tatlı gibi kutuplar halindedir. Bir beden ya iyi olur ya kötü, ya sağlıklı olur ya hasta. Eğer mikroplar vücudu istila ettiyse, onun ya hasta olması umulur. Yahut kötü ve çirkin sıfatlar haline geldiyse, bu seferde o kimse artık gezen mikrop olmuştur. Mikrobun makro boyutu ve dünyada insanlara, hayvanlara, doğaya ve maddelere zarar verecek ahlak ile ya sapık, ya katil, ya kafir bir bilim adamı olur çıkar artık. O, gezen yürüyen şeytan askeridir. Yani gezen yürüyen mikroplar halindedir.

...

Müslüman çıplak olarak yatar mı, çıplak banyo yapar mı? diye insanlar bazı ihtilaflara düşüyorlar ki bunun cevabına gelince:

Ömer Efendimizi hizmetlisi bir gün onu namaza kaldırmak istedi ve onu odanın dışından çağırdı, uyanmadı. Tekrar tekrar çağırdı, uyanmayınca odasına girdi uyandırmak için. O sırada Ömer Efendimiz de çıplak olarak yatmıştı ve üstünü örten örtüsü de avret yerini açıkta bırakacak kadar açılmıştı. Bunu gören hizmetli hemen dışarı çıktı ve Allah'a niyaz etti: "Ya Rabbi, Ömer'i uyandır!" diye. Ve tekrar çağırdı, Ömer Efendimiz de o sırada uyandı ve hizmetlinin içeri girdiğini de anladı ve vücudunun açıkta olduğunu görünce: "Ya Rabbi, insanlar, mahrem olduğu kimselerin odasına, dinlenme ve halvet vakitlerinde keşke izinsiz girmeselerdi!" diye niyaz etti. Ve Cenab-ı Mevla, Nur Suresi 58. ayeti bu olaydan sonra inzal eyledi ve insanların halvet vakitlerinde ve odalarındaki, yani yatak odalarındaki dinlenme vakitlerinde, çocukların ve hizmetlilerin ve diğer insanların izin almadan girmemesi gerektiği ayet ile emredildi.

Yani çıplak yatılabilir, fakat evla olan insanın edepli olmasıdır ve örtünün denilen avret mahallini diğer insanların nazarından korumalıdır. Oysa ki bu gün insanlar çıplak sokaklarda gezer oldu ve insanların halvet hali filmler halinde internetten herkese gösterilir oldu. İşte şeytan böyle önden gelerek insanları apaçık günaha ve küfre sokar. Fakat eğer Ömer'in çıplak görülmesine kazaen çıplak yatmasına bilerek müsaade edildiyse, o zaman Hıristiyanların sandığı gibi Müslümanların halveti yorgan altında yapacak gibi bir mecburiyeti yoktur. Fakat kendi mahremiyet (halvet ve yatak) odalarında müsaade edilen haldir bu, yani. Allahu alem biz bilmiyoruz, belki de Ömer Efendimizi hizmetlisi halvet ederken görmüştür, o odasına girdiğinde. Yani bir sahabenin halvet ederken böyle bir durumla karşılaşması, o hal Ömer için ayrı bir hükme tabidir ve hizmetlisi için de ayrı bir hükmü vardır. Hizmetlisine düşen nasip, Ömer'i halvette görmek olmuş. Ömer'e düşen nasip de çıplak yakalanmak olmuş. Asıl olan böyle bir duruma maruz kalmamak değildir. Üzüm üzüme baka baka erer. Cennet'te de Adem ve Havva'nın ayrılmadan önceki son halleri, avret mahallerinin açılması idi. Yani şeytan önden apaçık düşman olarak gelince, insana gözlerinden mikrobu atar. Göz zinası, gözlerin nurunu söndüren bir mikroptur. Ama göz görmeyince merak edip onu istemez, yahut duymayınca "Bu da nasıl?" diye merak etmez. Yani bir isteğin olması ve oluşması için insanın duyu organlarından birinden ona dahil olması lazımdır. İşte Cennet'te Adem ile Havva, lay lay lom gezip tozarken cima ve halvet nedir bilmiyorlardı ve kaldırıp da avret mahallerinde ne var diye de bakmamışlardı ve tuvalet yapmak diye de bir şey yoktu. Şeytan onları kandırınca, ilk olarak Kur'an'da Rabbimizin belirttiği gibi avret mahallerini örten şeyler düştü ve çıplak kaldılar ve birbirlerinin avret mahallini görmüş oldular. İnsandaki cima ve halvet isteği ondan sonra meydana geldi. Şeytan aleyhillane de işte insana mikroplarını bu duyu organlarının biri ile dahil eder ve çıplaklık ile de şeytan mikroplarını insana gözden dahil eder. İnsan helalini çıplak olarak seyredebilir, fakat helal olmayan kimseleri seyretmesi, şeytanın askerlerini gözünden vücuduna alması demektir. Kaleleri korumayan, düşmanı içeri alan kimsenin de kalesinin düşmanlar tarafından ele geçirilmesi ihtimal dahilindedir. Bu yüzden helalde dahi çıplaklık konusunda dikkatli olmak lazımdır ve "Edeb yahu!" demek lazımdır. İlk bakış yasak değildir, hatta çıplak da görsen ilk bakış yasak değildir. Ama sen bir daha, bir daha bakarsan, o artık kapının aralandığının ve artık kapatılamaz halde düşmanlarca açılmaya çalışıldığının alametidir. Böyle bir göz kapısı, artık kale kapısı açıldıysa, düşman ordusu içeri daldıysa, artık kapatmakta fayda etmez, çünkü düşman kalededir artık.

Çıplak olarak banyo yapmak caiz mi? Banyoda çıplak yıkanabilmek için banyonun büyüklük ölçüsü ne kadardır?

İnsanın sağ ve sol omuzlarında bulunan hafaza melekleri, insanın günah ve sevaplarını kaydederler. Bu melekler insandan cima, hela ve gusül anında, bu haller bitinceye kadar ayrılırlar. Hz. Peygamber (s.a.s) buyuruyorlar:

"Sizden hela ve cima hali hariç ayrılmayan Kirâmen Kâtibin'e saygı gösterin. İçinizden biri banyo yaptığında bir bez parçası ile avret mahallini örtsün."

Hz. Ali (r.a) da şöyle buyurur:

"Avret mahalli açık olduğu kişiye melek yaklaşmaz."

"Örtüsüz hamama (başkalarının da bulunduğu hamamlar) girilince iki melek kişiye lanet eder."

Çıplak olarak banyo yapmak haram değilse de adaba aykırıdır. Bu bakımdan banyonun büyüklüğü ne kadar olursa olsun, kişi tek başına da olsa avret yerlerini örtmesi adaba uygun olandır.

Fakat alimlerin içtihadına göre, iki kol açılınca sığabilecek kadar yer varsa çıplak olunmaz, örtünmek gerekir. Bu iki kol mesafesinden dar olan bir duş kabininde veya hamamda çıplak olunabilir. Fakat duş kabini transparan olup dışından gözükebiliyorsa, böyle bir duşta çıplak olmak da caiz olmaz. İslam adap ve edep dinidir. Edepli olmak isterseniz, banyoda iken örtünmek, peştemal kuşanmak veya şort ile yıkanmak edebe uygun olandır. İnsan nasıl bir Müslüman yanında biri varken soyunması terbiyesizlik ise, yanında iki gözetleyen melek varken de çıplak olması caiz değildir.

Camideki sevap dağılımı, cemaatin imama olan yakınlığı ile alakalıdır. En çok sevap hemen ardındakine, sonra onun sağındakine, sonra onun solundakine diye devam eder gider. Zamanın imamının yanında bulunmanın da, eğer imanlı ve imama uyan kimse ise, ona tabi olan kimsenin en iyi sevap ve fayda göreni, onların en yakınındaki, hemen ardındaki kimsedir. Yani imam yokken imam olabilecek derecede, onun sağındaki ilk kimse ondan sonraki ve solundaki de ondan sonraki şeklindedir. Kıyas edersek: Cemaat, cami cemaati olduğu gibi, bir imam ve evliya veya peygamberin de cemaatine, ümmetine tabi olanlara ve komşularına şefaat yetkisi vardır. Evinin ve mezarının bulunduğu yerden en azı kırk fersah etrafında olan ve ondan üstünü elli, altmış... ve Peygamberimiz gibi bütün dünyayı kaplayacak kadar olanı da vardır. Nasıl mesela eskiden "Kahven kalmadı mı? Tuzun kalmadı mı?" istemek için ilk yakın kapı komşuna gidersen, imam ve evliya, peygambere yakınlığın derecesinde de, sen hangi evliya veya peygambere, imama yakınsan, senin ilk muayenen en yakın sağlık ocağı yahut hastanede yapılır. Sana gereken ilacı o doktor yazar. İlaçları alıp almamak ve kullanıp kullanmamak senin ihtiyarında olandır. Eğer durumun vahimse bir üst hastaneye havale edilir, onlar da olmazsa özel hastanelere havale edilir. Yani işte şefaat ve fayda da insana en önce en yakın imamdan, sonra en yakın evliyadan, sonra en yakın ashab-ı kiramdan, sonra en yakın peygamber hazeratından, sonra cihanşümul Muhammed Mustafa'dan gelir.

Tevbe Suresi'nde Allah katında ayların sayısı 12'dir. Bunlardan dördü haram aylardır ve bu aylarda nefislerinize zulmetmeyin buyruluyor. Yani işte Muharrem de bunlardan birisidir. Muharrem'de savaşmak haramdır. Sebebine gelince, denizciler bilir ki, hatta avcılar bilir ki, her av hayvanı için belli süreler avlanma yasağı vardır. Bu avlanma yasağı, o hayvan türünün soyunun tükenmemesi için geçen, yeni yavru verdiği ve yavrularını büyüttüğü süredir. Yani o mevsim avlanırsanız yavru balık, yavru ördek avlamış olursunuz. Bu yüzden her ruh için Rabbim belli bir süre dünyada kalıp Rabbini bulma süresi vermiş, Rabbini bulamayan veya zikirden kesilen için de ölüm ile ahirete göçme kuralı koymuş. Bazı meyveler geç erer, bazı meyveler erken; bazı meyveler sonbahar meyvesi, bazısı ilkbahar meyvesidir. Her meyve ve sebze için onun yenilebilecek erginliğe ulaştığı zaman beklenirse, o meyve veya sebze için ideal olan tat o zaman alınırsa; insan denen eşref-i mahlukat için de Rabbim işte dört ay haram aylar koymuş ve bu aylarda insanların canına kıymayın buyurmuştur. Yani ham meyvelere kıymayın demiştir.

Bu vaaza başladığımız dün 24 Kasım Öğretmenler Günüydü. Bütün öğretmenlerimizin küçük büyük hürmetle ellerinden öperim. Ve bizi irşad eden şeyhlerimizin ve mürşitlerimizin de ellerinden öperim. İşte Reşid demek gerçek öğretmen demektir. Mehdi'nin bir ismi ve lakabı da Reşid'dir. Biz de ismimizin Raşit olması hasebiyle bu vaazlarımızla sizlere İslam'ı öğretmeye çalışan öğretmenlik ve mürşitlik (gerçek öğretmenlik) görevini yapmaktayız.

İşte biz Raşid olarak bu vebalimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Rabbim zekatımızı indinde makbul eylesin. Sizlere de bu ilimlerle amel etmek nasip eylesin.

Elfatiha maassalavat.

Başağaçlı Raşit Tunca (Karoğlan)

Schrems, 24.11.2013 Pazar





Signing of Halid

Halid
Sevgiler Saygılarla Sunarım
Smileys-2
Cevapla


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
RasitTunca-3 Mehdi, Gündönümü ve Sonbahara Giriş Halid 0 37 03-01-2026, 01:56 PM
Son Yorum: Halid
RasitTunca-4 SABIR (SEBAT) VE YEVMÜ'S-SEBT GÜNÜ Halid 0 79 02-04-2026, 04:03 AM
Son Yorum: Halid
RasitTunca-4 MEHDİ ZAMANI VE HİDAYET NURU Halid 0 116 01-03-2026, 11:01 PM
Son Yorum: Halid

Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi