![]() |
|
Terbiye Yolu İkidir: Ruh Yolu, Nefis Yolu - Baskı Önizleme +- Bilge Forum (https://bilgeforum.com) +-- Forum: RASiT TUNCA (https://bilgeforum.com/forumdisplay.php?fid=9) +--- Forum: TASAVVUFi VAAZLAR (https://bilgeforum.com/forumdisplay.php?fid=589) +--- Konu Başlığı: Terbiye Yolu İkidir: Ruh Yolu, Nefis Yolu (/showthread.php?tid=42649) |
Terbiye Yolu İkidir: Ruh Yolu, Nefis Yolu - Halid - 03-03-2026 Terbiye Yolu İkidir: Ruh Yolu, Nefis Yolu 07.05.2013 Salı Eûzü billahi mineşşeytânirracîm, bismillâhirrahmânirrahîm. İzâ câe nasrullâhi vel feth. Ve raeyten nâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ. Fe sebbih bi hamdi rabbike vestagfirh, innehu kâne tevvâbâ. (Nasr Suresi) Sadakallahülazîm. Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. Kemâ salleyte alâ seyyidinâ İbrâhîme ve alâ âli seyyidinâ İbrâhîme inneke hamîdün mecîd. "Evet, Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de." (Yûnus Suresi, 62. Ayet) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor: "Ümmetimin âlimleri, Benî İsrail'in peygamberleri gibidir." ve "Âlimler, peygamberlerin vârisleridir." Aziz kardeşlerim, Bugünkü sohbetimizde, Hakk'a giden yollarda evliyaullahın büyüklerinin, talebelerini (müridlerini, sufilerini) terbiye ederken takip ettikleri iki önemli yoldan bahsedeceğiz. Bu yolların ilki, ruhu yükseltip kuvvetlendirerek onu kanatlandırma yoludur. İkincisi ise, nefsi alçaltıp onu terbiye ederek onun üstüne binme yoludur. Ancak bu işte çok mahir olmak gerekir. Çünkü herkesin yaratılışı (cibilliyeti) farklıdır. Mesela hırsızlığa, kurnazlığa meyyal bir tilki yaratılışlı kişiye, sırtına binip yükselmeye kalkmak doğru olmaz. Tilkinin sırtına binsen nereye gidebilirsin ki? Onun yapması gereken, hırsızlığın zıddı olan dürüstlüğü, namusu, izzeti yükseltmek, güzel ahlakları ona sevdirmektir. Yani onun ruhunu yükseltmek gerekir ki o da yükselebilsin. Yoksa sürekli "Sen hırsız bir tilkisin" diyerek nefsini alçaltmaya çalışmak, onun nefsini ıslah etmez, belki daha da kuvvetlendirir. Hırsızlığı meslek edinenler gibi, bunu bir marifetmiş gibi görmeye başlayabilir. Böyle olunca da nefsine binmek yerine, nefis onun sırtına binmiş olur. Diğer taraftan, yaratılışı eşek gibi olan, yük taşımaya, hizmet etmeye meyyal birini ele alalım. Böyle birinin nefsi alçaltılır, yani sırtına binilir. İşte Yunus Emre Hazretleri gibi... O, Taptuk Emre'nin dergâhında odun taşı(Zeker) hamallık etti, nefsini alçalttı, kendini Taptuk'a hamal kıldı. Taptuk Emre de onun sırtına binip onun nefsini sürdü, terbiye etti. Yani sen nefsini alçaltmazsan, nefis eşek gibi huysuzluk eder, kendi hevasının peşine düşer gider. Tıpkı yolda kamyon şoförlerinin, taksileri, motorsikletleri küçük görüp ezmeye kalkması gibi, nefsini büyük görür ve başkalarını ezmeye, çiğnemeye kalkar. Oysa nefsin ne kadar güçlü olursa olsun, varacağın yer yine hamallıktır, hizmetkârlıktır. Nefsini büyüttükçe, Firavun gibi ilahlık davasına kalkışman bile işten değildir. Çünkü nefis büyüdükçe insanın kendini beğenmişliği de büyür. Kardeşlerim, eşeklik marifet midir? Elbette değildir. Allah dünyada nice varlıklar yaratmıştır; eşek de vardır, at da, deve de, kuş da... Eğer eşeklik bir marifet olsaydı, insanlar eşekleri oturma odalarında beslerlerdi. Oysa at, asaletiyle; kuş, zarafetiyle; arı, çalışkanlığıyla örnek gösterilir. Şimdi, Taptuk Emre'nin Yunus'u nasıl terbiye ettiğine tekrar bakalım: Ona "Dergâhın kapısına odun taşı" dedi. Yunus, nefsinin böyle alçaltılmasını kabul etti ve bir Allah dostuna hizmet ederek yüceldi, ermişlik mertebesine ulaştı. Nefsini alçaltınca ruhu özgürleşip yükseldi, ilahi ilhamları almaya başladı ve o güzel ilahilerini söyledi. Ruhu yükselince, adeta meleklerin sesini duyar oldu. Bir de Yunus Peygamber (a.s.) kıssasını hatırlayalım. Kendisine, kavmini tekrar uyarması için Cebrail (a.s.) gelmişti. O sırada ayakkabısını arıyordu. Cebrail'e "Ayakkabımı bulayım da öyle gideyim" dedi. Cebrail "Hayır, bu ayakkabından daha önemli, hemen git" dedi. Sonra yine "Eşeğimi bulup geleyim" dedi. İşte iki eşekli peygamberden biri Üzeyir (a.s.), diğeri Yunus Peygamber'dir. Yunus olmak, Zünnûn (balık sahibi) olmak kolay değildir. Nice sabırlar, nice kıssalar vardır onun yolunda. Nihayetinde kavmi, onun Yunus olduğunu anlamıştır. Ve derviş Yunus... Önce Taptuk'un hamalıyken, sonra yol gösteren bir Yunus olmuştur. Artık onun sırtına binilmez; o binek hayvanı değil, rehberdir. Onun sözleri, bu yolda olanları Hakk'a ulaştıran birer kandil olmuştur. Peki, yaratılışı kuş gibi, serçe gibi, horoz gibi olanlar için hangi yol takip edilir? Onlar için ruh yolu ele alınır. Bir düşünün, bir serçeyi eşeğin yanına koyduğunuzda, serçe onun kulağı kadar bile değildir. Horozun başı da eşeğin yanında devede kulak gibi kalır. Yani bu yaratılıştakilerin nefisleri o kadar büyük değildir. Eğer nefsi bu kadar küçük olan birinin nefsini daha da alçaltmaya kalkarsanız, onun nefsi tamamen yok olur, böcek mertebesine düşer, bu yol yanlış olur. İşte bu yüzden mürşid, müridinin yaratılışına göre bir yol takip etmelidir. Horoz yaratılışlı birine, eşek yaratılışlıya uygulanan yol uygulanmaz. Ona uygulanacak yol, ruh yoludur. Yani güzel meziyetleri ona sevdirerek, feyiz, bereket ve nimetle onun yukarı doğru uçmasını sağlamalıdır. Mesela ona Allah'ın Rahman ismini anlatmalı, bu ismin bereketini tattırmalı, Rahman tecellisini onda artırmalıdır. Sonra Rahim ismini anlatıp onu sevdirmeli, onunla amel etmesini sağlamalıdır. İşte böyle böyle, Allah'ın doksan dokuz güzel ismini ve bu isimlerin tecellisi olan güzel ahlakı ona öğretip sevdirmeli ki, onun ruhu kanatlanıp yükselsin, uçsun. Şimdi soruyorum size: Nefsi eşek kadar olanı uçurmak mı kolaydır, yoksa nefsi serçe, şahin veya horoz kadar olanı mı uçurmak kolaydır? Elbette ki küçük nefislileri uçurmak daha kolaydır. Eşek yaratılışlıya kanat taksan da uçamaz. Ona ruh yolundan terbiye verip güzel ahlak öğretmek boşuna uğraş olur. Ona yapılması gereken, nefsini alçaltmayı, küçültmeyi öğretmektir. Kötü ahlakını terk etmeyi öğretmektir. O da önce Yunus gibi olmaktan, yani derviş olmaktan geçtiğini anlamalı, nefsini küçültmek kırk sene sürse bile bu yolda gayret etmelidir. Şunu iyice anlamalıdır ki, eşek uçmaz; horuz da yarım uçar, horoz olmadan kuş olup uçamayacağını bilmelidir. Yani nefsini öyle bir küçülteceksin ki, eşeğin yanında bir kulak mesabesine gelsin. İşte o kulak kadar kalan nefis, gerektiğinde yeniden yere inebilmek için de bir bağlantı noktasıdır. "Melek gibi insan" derler. Melek gibi olmak için, erkeklikten, dişilikten geçmek, yani nefis uzvunu aşmak gerekir. Meleklerde erkeklik dişilik yoktur, onların nefisleri yoktur. Nefsine uyan birine melek gibi denmez. Ama nefis tamamen de terk edilmez, öldürülmez. Çünkü nefis tamamen öldürülürse, İlyas (a.s.) gibi gider de bir daha dönmez. Allah her şeyde bir ölçü, bir hikmet yaratmıştır. Bademe iç kabuğunu (cücük), üzüme çekirdeğini vermiştir. Nefis de muhafaza edilir, tamamen yok edilmez. İşte nefis böyle pohpohlanıp serbest bırakılırsa, her dediği yapılırsa, baş koltuktan aşağı inmez olursa, o zaman kişi nefsini tanrı sanmaya başlar, Firavunlaşır. Nefsini o kadar şişirir, o kadar büyütür ki, en sonunda denizin dibine batırılır. Tıpkı Firavun ve ordusu gibi... Dünyada gezip tozan nefsi büyükler eşek mertebesine inerken, ondan da aşağıya inenler, denizin dibine, yerin en alt tabakalarına inerler. Tıpkı civanın her yere sızması, dokunduğunu zehirlemesi, petrolün denizin dibinden çıkarılması gibi... İşte en alçaklar, en aşağılık mahluklar onlardır. Allah bazı pislikleri denizin dibine gömmüştür. Firavunlar, o kadar alçalmışlardır ki, cesetleri bile denizin dibinde kalmış, ibret için saklanmıştır. Kur'an-ı Kerim'de Yûnus Suresi'nde Rabbimiz, Firavun'un bedenini koruyacağını, onu sonradan gelenlere ibret olarak bırakacağını buyurur. Nitekim Firavun'un cesedi bulunmuştur ve diğer mumyalanmış Firavunların aksine, onun iç organları çıkarılmamış, denizde boğulurken secde eder vaziyette donup kalmış halde bulunmuştur. İşte bu, alçakların alçağı olanların başına gelen ibretlik bir durumdur. O, denizde boğulurken "İman ettim" demişti ama iş işten geçmişti. İşte nefis terbiyesi budur. Nefsini azıtan, sonunda Firavun gibi Allah'a secde etmek zorunda kalır. Herkes "Allah birdir" diyecek, O'nun önünde boyun eğecektir. İster dünyada iken tevbe edip boyun eğsin, ister ölüm anında çaresizlikten. Ama ibret olmak, sonradan gelenlere ders olmak istemiyorsan, tevbeyi, boyun eğmeyi, nefsi terbiye etmeyi son ana bırakma. Kardeşlerim, Allah insanları bazı suretlere çarpar mı? Evet, çarpar. Mesela bir insan, yaptığı kötülükler, ahlaksızlıklar sebebiyle domuz suretine çarpılır da, Müslümanlara domuzluk eder, zarar vermeye çalışır hale gelir. Bir başkası tilkilige çarpılır, kurnazlığıyla övünür, hırsızlık yapar, bunu marifet sayar. Bir başkası eşekliğe çarpılır, kibirli olur, yolda yürüyenleri ezer geçer, kendini dev aynasında görür. İşte bunlar, o kişilerin manen çarpıldıklarının, nefislerinin azdığının alametleridir. Ama aynı eşek yaratılışlı kişi, eğer bu halini fark eder de nefsini terbiye ederse, yaptığı işi (kamyon şoförlüğünü, hamallığı) bir hizmete dönüştürürse, insanlara faydalı olmaya çalışırsa, kibri bırakıp tevazu gösterirse, işte o zaman alçaldıkça yükselir, hizmet ede ede melekler mertebesine kadar yükselebilir. Ama bunun için kırk sene de gerekse sabırla, gayretle yoluna devam etmelidir. Rabbim bizlere, insan olarak doğup insan olarak ölmeyi, yaşarken de meleklerin ve güzel ahlak sahiplerinin ahlakıyla ahlaklanmayı nasip eylesin. Nefsimizi tamamen öldürmeden, gerektiğinde nasıl hareket edeceğimizi bilen, bazen yükselip bazen alçalmanın hikmetini idrak eden arif kullarından, salih kullarından eylesin bizleri. Amin. El-Fâtiha... 07.05.2013 Sali Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Original Kar©glan |