![]() |
|
Allah'ın Bir İsmi de Celle Celalühü'dür - Baskı Önizleme +- Bilge Forum (https://bilgeforum.com) +-- Forum: RASiT TUNCA (https://bilgeforum.com/forumdisplay.php?fid=9) +--- Forum: TASAVVUFi VAAZLAR (https://bilgeforum.com/forumdisplay.php?fid=589) +--- Konu Başlığı: Allah'ın Bir İsmi de Celle Celalühü'dür (/showthread.php?tid=42621) |
Allah'ın Bir İsmi de Celle Celalühü'dür - Halid - 02-28-2026 Allah'ın Bir İsmi de Celle Celalühü'dür Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim "Kale Musa: Ma ci'tüm bihissirh. innellahe seyubtiluhu. innellahe la yuslihu amelel müfsidin." Sadakallahülazim. (Yunus Suresi, 81) Euzübillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Musa dedi ki: "Bu sizin getirdikleriniz (yaptıklarınız) apaçık bir büyüdür. Muhakkak ki Allah, onun (büyünün) tesirini iptal edecektir. Muhakkak ki Allah, fesatçıların (içten pazarlıklı bozguncuların) yaptıklarını düzeltmez (ve emellerine ulaştırmaz)." Sadakallahülazim. (Yunus Suresi, 81) Sohbetimize başlıyoruz: Geçen vaazımızda bahsettiğimiz hicret olayında, Peygamberimiz (s.a.v.) hicrete mecbur edilmişti. Ardından Medine'de de savaşa zorlanmıştı. Uhud Savaşı'nda, okçular tepesine yerleştirdiği askerlerin, "kazandık" zannederek yerlerini terk etmeleri sonucu Peygamberimizin (s.a.v.) dişi kırılmış ve amcası Hamza (r.a.) şehit edilmişti. İşte bu olaylardan sonra, Allah Teala'nın yardımının müminlerle olduğunu gösteren ayetler nazil olmuştur. Muhammed Suresi 7. ayette şöyle buyrulur: "Allah'ın yolundan gider ve O'nun dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı (olaylar karşısında) sabit kılar." Yine aynı surenin 35. ayetinde ise: "Sakın (düşmana karşı) gevşeklik göstermeyin ve (barışa çağrılmadığınız halde) barış istemeyin; (zira) siz üstün olanlarsınız. Allah sizinle beraberdir ve O, amellerinizi asla eksiltmeyecektir." buyrulmaktadır. Bu ayetler bize açıkça gösteriyor ki, mümin direncini kaybetmemeli, metanetini korumalıdır. Sayıca az veya görünürde zayıf olsalar da Allah'ın yardımı müminlerle beraberdir ve galip gelecek olanlar onlardır. İşte böyle bir inanca sahip olan Müslüman, düşman karşısında asla boyun eğmez. Zira Allah (c.c.), "Zayıf bile olsanız düşmana zayıflığınızı belli etmeyin" buyurmaktadır. Düşmandan önce davranıp aman dilemek, barış istemek müminin şanından değildir. Allah'ın emri, metanetli ve dik duruşlu olmaktır. Hâlbuki günümüzde birçok Müslüman, bu bilincin uzağına düşmüş durumdadır. Oysaki Allah'ın adını andığımızda, O'nun sıfatlarını da hatırlamalıyız. Mesela Allah lafzının yanında gördüğümüz "C.C." ifadesi ne demektir bilir misiniz? C.C.: "Celle Celalühü" demektir. Bu, Allah'ın, azamet ve yücelik sahibi olduğunu, haddi aşanlara karşı celaliyle (kahır ve gazabıyla) muamele edeceğini ifade eden bir sıfattır. Yani O, rahmetiyle olduğu kadar, celaliyle de kendisinden korkulandır. Kur'an'da kafirlerden, münafıklardan, zalimlerden bahsedilmesi, onların yaptıklarının boşa çıkarılacağının bildirilmesi, işte bu "Celle Celalühü" sıfatının bir tecellisidir. Allah celle celalühüdür; yani celalinden korkulan, gazabına uğramaktan sakınılması gereken yegane kudret sahibidir. O, yeri geldiğinde kızar, döver ve söver mi? Elbette bu ifadeleri insani duygularla karıştırmamak gerekir. Allah'ın sövmesi demek, lanet etmesi, rahmetinden kovması, kafir demesi demektir. Kur'an'da birine "kafir" denmesi, onun hakkında verilmiş en büyük hükümdür. İşte bu, Allah'ın celalinin bir tezahürüdür. Allah, kainatta her şeyi bir ölçüyle ve hikmetle yaratmıştır. Güneşler, dünyalar, tüm kainat içinde insan bir toz zerresi kadar bile değilken, Allah "her şeyi insanın emrine verdim" buyuruyor. Bu büyük bir lütuftur. Peki bu kadar şerefli kılınan insan, nasıl olur da kendini kainatın sahibi zanneder, büyüklenir ve Allah'a karşı gelme cüreti gösterir? Bazı zavallılar, "Mahluka (yaratılmışa) bakan mahluk olur, mahluka Hakk gözüyle bakan nadan (cahil) olur" gibi sözler söylemişlerdir. Oysa kainata, dağlara, taşlara, güneşe, aya bakan ve onlarda Allah'ın kudretini, sanatını görmeyen, işte asıl odur. Nefsine tapan, her şeyi kendine perde edinip Hakk'ı göremeyen ahmak olur çıkar. Rabbimiz, kainatı insana musahhar kıldı ama bu, insanın şımarıp kibirlenmesi için değil, Allah'ın sonsuz kudretini anlaması ve şükretmesi içindir. Dükkan sahibi yokken dükkana bakan çırağın, müşteri gelince "dükkan benim" havasına girmesi ne kadar yanlışsa, insanın da kainat üzerindeki tasarrufu geçicidir. Asıl sahip, her an her yerde hazır ve nazır olan Allah'tır. Öyleyse nefsine tapan aç kurtlar gibi olmayalım, Allah'tan çalmaya kalkmayalım. İbrahim (a.s.) ve Sare validemizin kıssası bu konuda ibret vericidir. Firavun, Sare validemizi görünce ona zarar vermek ister. Ancak Allah, İbrahim (a.s.)'a, Sare'ye zarar verilemeyeceğini bildirir. Firavun her el uzatışında felç olur, Sare validemizin duasıyla kurtulur. En sonunda bu durum karşısında hayrete düşen Firavun, "Bu ne güzel bir dinmiş" der ve Sare validemizi İbrahim'e (a.s.) hediyelerle geri gönderir, yanına da Hacer validemizi katar. İşte Hacer validemiz de bu vesileyle İbrahim'in (a.s.) hanımı olur ve ondan İsmail (a.s.) dünyaya gelir. İsmail (a.s.) soyundan da Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) gelir. Görüldüğü gibi, Allah bazen hayır sandığımız şeylerin içinden şer, şer sandığımız şeylerin içinden hayır çıkarandır. Firavun'un kötülüğü, Hacer validemizin vesile olmasıyla Peygamber soyunun devamına sebep olmuştur. Allah, geceden gündüzü, ölüden diriyi çıkarandır. Bir şeyin %100 kötü olmadığı gibi, %100 iyi de değildir. Önemli olan, iyi olmaya çalışmak, hayırda yarışmaktır. Herkes kendi amelinin karşılığını ahirette görecektir. Kışın kar yağması da, yazın sıcağı da bir hikmetedir. Her şeyin bir dengesi vardır. Mesela ilk kar, faranjit mikrobunu taşıyabilir ama aynı kar, yüzümüzü ve ellerimizi ovuşturduğumuzda bizi yazın sivrisineklerden korur. Sivrisinekler de Mikail (a.s.)'ın askerleridir. Her şeyin birbiriyle bağlantısı vardır ve bu bağlantının merkezinde, eşref-i mahlukat (yaratılanların en şereflisi) olan insan vardır. Namazda ikinci oturuşta okuduğumuz "Rabbenâğfirlî..." duası, anne-babamıza ve tüm müminlere karşı vefa borcumuzu ifade eder. "Rabbimiz! Beni, anne-babamı ve bütün müminleri hesap gününde bağışla" anlamına gelen bu dua, müminler arasındaki kardeşlik bağının ve merhametin bir göstergesidir. Kıyamet yaklaştığında Kur'an-ı Kerim'in insanların kalbinden çekileceği, insanların Allah'ın kelamından mahrum kalacağı rivayet edilir. İşte o günlerde, insanların ellerinde sadece namazda oturuşları ve bu dualar kalacak. "Allah için bir müddet oturmak da ibadettir" bilinciyle hareket edenler, o günün zorluğuna hazırlık yapmış olacaklar. Bizler de evlatlarımıza bu bilinci aşılamalı, onların da Kur'an'a sımsıkı sarılmaları için dua etmeliyiz. Zira Kur'an'ın terk edilmesi, onun hicret etmesine, aramızdan ayrılmasına sebep olacaktır. Tıpkı yürüyen Kur'an olan Peygamberimiz (s.a.v.)'in hicrete zorlanması gibi, Kur'an da hicrete zorlanacaktır. Rabbim, kainattaki yeri bir toz zerresi kadar bile olmayan insanoğlunu, nefsine tapıp kibirlenmekten muhafaza eylesin. Bizi, Firavun gibi azgınlaşanlardan değil, İbrahim (a.s.) gibi teslim olan, Sare validemiz gibi sabreden, Hacer validemiz gibi tevekkül eden kullarından eylesin. Peygamberimiz Muhammed Mustafa'ya (s.a.v.), onun pak âl ve ashabına, tüm peygamberlere ve bizi onların yolundan ayırmayan Rabbimize sonsuz hamd ü senalar olsun. Âmin. El-Fatiha. 03.12.2013 Sali Kar©glan Başağaçlı Raşit Tunca Original Kar©glan |