03-03-2026, 02:39 AM
Allah'ın İpine Sarılın, Birlik Olun, Ayrılmayın
14.05.2013 Salı
Eûzü billahi mineşşeytânirracîm, bismillâhirrahmânirrahîm.
"Yoksa sen onların çoğunun gerçekten (söz) işiteceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktır." (Furkan Suresi, 44. Ayet)
Allahümme salli ala Muhammed.
Allahümme salli ala Muhammed.
Allahümme salli ala Muhammed.
Aziz kardeşlerim,
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: "Asıl akılsız (bön) kimse, nefsine uyan, heveslerinin peşinden giden ve sonra da Allah'tan (bir şey) temenni edip 'Rabbim diledi, oldu.' diye iddia eden kimsedir."
Bu ne kadar derin ve ibretlik bir tariftir. Bir düşünelim. Bir kimse, Allah'ın haram kıldığı bir yola girmeyi, mesela zina etmeyi kafasına koysa, sonra da kalkıp "Ya Rabbi, ben filan kişiye kavuşmayı çok istiyorum, nasip eyle" diye dua etse ve duası zahirde kabul olup o kişiye kavuşsa, bu durum Allah'ın o duasını kabul ettiği anlamına gelir mi? Elbette hayır. Allah, samimiyetsiz bir kalpten çıkan, günahı hedefleyen bir duayı nasıl kabul etsin? Bu ancak, nefsinin arzusunu Allah'a mal eden bir ahmağın yapacağı iştir.
Veya başka bir misal: Bir kişi zengin olmayı Allah'tan dilese, yolda giderken önüne sahipsiz bir kasa çıksa ve içindeki paralar da başkasına ait olsa, o kişi "İşte Rabbim duamı kabul etti, önüme bu fırsatı çıkardı" diyerek o paraları çalsa, Allah ona yardım mı etmiş olur? Yoksa onu bir imtihan mı etmiş olur? O kimse duasının kabul edildiğini zannederken aslında hırsızlık yaparak büyük bir günaha girmiş olur.
Kardeşlerim, bütün bu misaller bize gösteriyor ki, önemli olan sadece dilemek değil, helal dairede kalmaktır. Nefsin hevasına uyup harama tevessül edenin, sonra da "Ben Allah'tan diledim, oldu" demesi, onun gafletini ve ahmaklığını gösterir. Cenab-ı Hak, Furkan Suresi'nde buyurduğu gibi, böylelerini hayvanlara benzetmiş, hatta onlardan daha sapkın olduklarını bildirmiştir. Çünkü onlar, kendilerine verilen akıl ve idrak ile doğruyu bulmazlar, sadece nefislerinin peşinden sürüklenirler.
Kardeşlerim, Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teala şöyle buyuruyor: "Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a ve İslam'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın." (Âl-i İmrân Suresi, 103. Ayet)
Bu emir ne kadar açık ve nettir. Birlik olmak, beraberlik içinde yaşamak, tefrikadan, yani bölünüp parçalanmaktan şiddetle kaçınmak Müslüman'ın temel vazifesidir. Peki ya bu emre rağmen, ümmetin içine ayrılık tohumları ekenler, fitne ve fesat çıkaranlar olursa? Onların durumu ne olacak?
Allah'ın ipine sarılmak demek, O'nun dinine, kitabına, Peygamber'in sünnetine sımsıkı tutunmak demektir. Birlik ve beraberlik, Müslüman toplumların gücüdür. Tefrika ise zafiyetidir. Tarih boyunca Müslüman toplumlar ne zaman birliklerini korudularsa yüceldiler, ne zaman ayrılığa düştülerse zayıfladılar ve düşmanlarına karşı güç kaybettiler. Tıpkı Hazreti Musa (a.s.) ile Hızır (a.s.) kıssasında olduğu gibi, olayların görünen yüzüne aldanmamalı, öze inmeli, birliğimizi bozacak her türlü söz ve eylemden sakınmalıyız.
Bir toplumun içine tefrika girdi mi, artık o toplumu hiçbir şey yıkamaz diyenler, aslında yanılıyorlar. Doğrusu şudur: Bir milletin içine tefrika girdi mi, onu yıkmak için artık dışarıdan bir güce gerek kalmaz; o millet kendi elleriyle kendini yıkar. Tefrika, toplumu fırkalara, gruplara, bölümlere ayırır; birliği, beraberliği, kardeşliği yok eder. Bunun sonucu ise kaçınılmaz olarak zayıflama, yok olma ve başkalarının esiri olmadır.
Bakınız, Hazreti Kabil'in Habil'i öldürmesiyle başlayan zulüm ve kin zinciri, asırlar boyunca devam etti. Katiller başka katilleri öldürdü, zulüm gören masumlar ise hep mağdur oldu. Tıpkı bir hırsızın bir başka hırsıza davacı olup, asıl mal sahibinin unutulduğu bir dava misali... Esas olan, hakkı ve adaleti tesis etmek, zulme uğrayanın yanında olmaktır. Oysa çoğu zaman güçlü olanın, gürültü koparanın, sistemi kendi lehine çevirenin davası görülür. Asıl mağdurlar ise yetimler, öksüzler, fakirler, kimsesizler köşelerinde unutulur gider.
Ey insanlar! Allah'ın ipine sarılın. Birlik olun, ayrılığa düşmeyin.
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hazreti Ali'ye (r.a.) tavsiyelerinden ikisi bu noktada çok önemlidir:
"Ey Ali! İlimsiz ibadet edenin zararı, faydasından çoktur. Gittiği yol, dumanlı bir yoldan farksızdır. Bu yolda iken şaşırır ve bir bataklığa düşer." İlimsiz amel, kişiyi doğru yoldan saptırır. Haramı helal, helali haram görmeye başlar. Rüşvetin haramlığını bilmeyen veya bildiği halde ona helal diyebilen birinin ilimle, irfanla ne ilgisi olabilir? Tefrikanın, ayrılığın haram olduğunu bilmeyen veya bunu görmezden gelen birinin Müslümanlığından nasıl söz edilebilir?
"Ey Ali! Günahkâr kullar Allah'tan dilediklerinde, Allah-u Teala onların istediklerini verir de (sanki) seslerini duymazdan gelir. Böylece o kulların istekleri olur ve onlar böylece dünyayı severler, dünyaları mamur ama ahiretleri viran olur." Bu hadis, nefislerinin hevasına uyup günah işleyen, sonra da Allah'tan dilediklerinin olduğunu görüp şımaran, dünyaya dalıp ahireti unutan kimselerin akıbetini haber veriyor. Onlar dünyada istediklerine kavuşurlar belki ama bu, Allah'ın onlara verdiği bir mühlettir, bir imtihandır. Asıl kaybedecekleri yer ahirettir.
İşte bu hadisler bize gösteriyor ki, ilimsiz amel eden, nefsinin hevasına uyan, dünyalık için Allah'tan istediğinin olmasını bile bir lütuf zannedip şımaran nice kimseler vardır. Onların derdi sadece dünyadır, makamdır, mevkii dir, paradır, puldur. Ahireti ise unutup gitmişlerdir.
Yetimin başını okşamak elbette güzel bir davranıştır. Ancak İslam sadece görüntüden ibaret değildir. Yetimi okşamak, onun başını sıvazlamak kadar, onun karnını doyurmak, sırtını giydirmek, hakkını korumak, onu gözetip kollamaktır. İslam'ı sadece şekilden ibaret sananlar, işte böyle derin manaları kaçırır, amellerin özünü ıskalarlar.
Aziz Müminler!
Bir vücudu düşünün. Parmaklar elimizde beşe ayrılır ama bilekte birleşir. Bilek, dirseğe; dirsek, omuza; omuz ise başa tabidir. Bütün vücut, başın emrine göre hareket eder. Kollar, bacaklar, eller, parmaklar başın emrinden çıkar, kendi başına buyruk hareket etmeye kalkarsa o vücut felç olmuş demektir. İşte Müslüman toplumu da böyledir. Birlik ve beraberlik içinde olmak, bir merkez etrafında kenetlenmek, bizi güçlü kılar. Tefrika ise vücudun felç olması gibidir. Organlar birbirinden kopar, işlevini yitirir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ümmetinin yetmiş küsur fırkaya ayrılacağını, bunlardan sadece bir tanesinin kurtuluşa ereceğini haber vermiştir. Kurtuluşa eren fırka ise, "Benim ve ashabımın yolunda olanlardır." Bu yol, birlik yoludur, beraberlik yoludur, Kur'an ve Sünnet yoludur.
Bugün dünyaya bakalım. Avrupa, senelerdir bir birlik oluşturma çabası içinde. Avrupa Birliği adı altında ekonomik ve siyasi bir birlik kurmaya çalışıyorlar. Dünya küreselleşirken, ülkeler birbirine yakınlaşırken, maalesef bazı Müslüman topluluklar tefrikaya, ayrışmaya, parçalanmaya doğru sürükleniyor. Bu, büyük bir tehlikedir. Bu gidişat, Müslümanların zafiyetini artırmakta, düşmanlarına fırsat vermektedir.
Ey milletim! Uyan! Başına tüneyen baykuşlar, yurdunu viran etmeye çalışıyor. Tefrika baykuşları, ayrılık baykuşları, kin ve nefret baykuşları... Onların ötüşü, bizim yıkılışımızın, dağılışımızın habercisidir. Bu baykuşları ya yurdumuzun başından kovacağız, ya da onlar bizim yurdumuzu viran edene kadar ötecekler.
Allah'ın ipine sımsıkı sarılalım. Birlik ve beraberliğimizi bozmaya çalışanlara fırsat vermeyelim. Tefrikadan, ayrılıktan, kin ve nefretten şiddetle kaçınalım. Unutmayalım ki, Allah'ın rahmeti cemaatle beraberdir.
Rabbim, bizleri Kur'an'a ve Sünnet'e sımsıkı sarılan, birlik ve beraberlik şuuruna eren, tefrikadan uzak duran kullarından eylesin. Aziz vatanımızı, birliğimizi, dirliğimizi daim eylesin. Cennet vatanımızı baykuşların yuvası olmaktan muhafaza buyursun.
El-Fatiha...
14.05.2013 Sali
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
14.05.2013 Salı
Eûzü billahi mineşşeytânirracîm, bismillâhirrahmânirrahîm.
"Yoksa sen onların çoğunun gerçekten (söz) işiteceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktır." (Furkan Suresi, 44. Ayet)
Allahümme salli ala Muhammed.
Allahümme salli ala Muhammed.
Allahümme salli ala Muhammed.
Aziz kardeşlerim,
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: "Asıl akılsız (bön) kimse, nefsine uyan, heveslerinin peşinden giden ve sonra da Allah'tan (bir şey) temenni edip 'Rabbim diledi, oldu.' diye iddia eden kimsedir."
Bu ne kadar derin ve ibretlik bir tariftir. Bir düşünelim. Bir kimse, Allah'ın haram kıldığı bir yola girmeyi, mesela zina etmeyi kafasına koysa, sonra da kalkıp "Ya Rabbi, ben filan kişiye kavuşmayı çok istiyorum, nasip eyle" diye dua etse ve duası zahirde kabul olup o kişiye kavuşsa, bu durum Allah'ın o duasını kabul ettiği anlamına gelir mi? Elbette hayır. Allah, samimiyetsiz bir kalpten çıkan, günahı hedefleyen bir duayı nasıl kabul etsin? Bu ancak, nefsinin arzusunu Allah'a mal eden bir ahmağın yapacağı iştir.
Veya başka bir misal: Bir kişi zengin olmayı Allah'tan dilese, yolda giderken önüne sahipsiz bir kasa çıksa ve içindeki paralar da başkasına ait olsa, o kişi "İşte Rabbim duamı kabul etti, önüme bu fırsatı çıkardı" diyerek o paraları çalsa, Allah ona yardım mı etmiş olur? Yoksa onu bir imtihan mı etmiş olur? O kimse duasının kabul edildiğini zannederken aslında hırsızlık yaparak büyük bir günaha girmiş olur.
Kardeşlerim, bütün bu misaller bize gösteriyor ki, önemli olan sadece dilemek değil, helal dairede kalmaktır. Nefsin hevasına uyup harama tevessül edenin, sonra da "Ben Allah'tan diledim, oldu" demesi, onun gafletini ve ahmaklığını gösterir. Cenab-ı Hak, Furkan Suresi'nde buyurduğu gibi, böylelerini hayvanlara benzetmiş, hatta onlardan daha sapkın olduklarını bildirmiştir. Çünkü onlar, kendilerine verilen akıl ve idrak ile doğruyu bulmazlar, sadece nefislerinin peşinden sürüklenirler.
Kardeşlerim, Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teala şöyle buyuruyor: "Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a ve İslam'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın." (Âl-i İmrân Suresi, 103. Ayet)
Bu emir ne kadar açık ve nettir. Birlik olmak, beraberlik içinde yaşamak, tefrikadan, yani bölünüp parçalanmaktan şiddetle kaçınmak Müslüman'ın temel vazifesidir. Peki ya bu emre rağmen, ümmetin içine ayrılık tohumları ekenler, fitne ve fesat çıkaranlar olursa? Onların durumu ne olacak?
Allah'ın ipine sarılmak demek, O'nun dinine, kitabına, Peygamber'in sünnetine sımsıkı tutunmak demektir. Birlik ve beraberlik, Müslüman toplumların gücüdür. Tefrika ise zafiyetidir. Tarih boyunca Müslüman toplumlar ne zaman birliklerini korudularsa yüceldiler, ne zaman ayrılığa düştülerse zayıfladılar ve düşmanlarına karşı güç kaybettiler. Tıpkı Hazreti Musa (a.s.) ile Hızır (a.s.) kıssasında olduğu gibi, olayların görünen yüzüne aldanmamalı, öze inmeli, birliğimizi bozacak her türlü söz ve eylemden sakınmalıyız.
Bir toplumun içine tefrika girdi mi, artık o toplumu hiçbir şey yıkamaz diyenler, aslında yanılıyorlar. Doğrusu şudur: Bir milletin içine tefrika girdi mi, onu yıkmak için artık dışarıdan bir güce gerek kalmaz; o millet kendi elleriyle kendini yıkar. Tefrika, toplumu fırkalara, gruplara, bölümlere ayırır; birliği, beraberliği, kardeşliği yok eder. Bunun sonucu ise kaçınılmaz olarak zayıflama, yok olma ve başkalarının esiri olmadır.
Bakınız, Hazreti Kabil'in Habil'i öldürmesiyle başlayan zulüm ve kin zinciri, asırlar boyunca devam etti. Katiller başka katilleri öldürdü, zulüm gören masumlar ise hep mağdur oldu. Tıpkı bir hırsızın bir başka hırsıza davacı olup, asıl mal sahibinin unutulduğu bir dava misali... Esas olan, hakkı ve adaleti tesis etmek, zulme uğrayanın yanında olmaktır. Oysa çoğu zaman güçlü olanın, gürültü koparanın, sistemi kendi lehine çevirenin davası görülür. Asıl mağdurlar ise yetimler, öksüzler, fakirler, kimsesizler köşelerinde unutulur gider.
Ey insanlar! Allah'ın ipine sarılın. Birlik olun, ayrılığa düşmeyin.
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hazreti Ali'ye (r.a.) tavsiyelerinden ikisi bu noktada çok önemlidir:
"Ey Ali! İlimsiz ibadet edenin zararı, faydasından çoktur. Gittiği yol, dumanlı bir yoldan farksızdır. Bu yolda iken şaşırır ve bir bataklığa düşer." İlimsiz amel, kişiyi doğru yoldan saptırır. Haramı helal, helali haram görmeye başlar. Rüşvetin haramlığını bilmeyen veya bildiği halde ona helal diyebilen birinin ilimle, irfanla ne ilgisi olabilir? Tefrikanın, ayrılığın haram olduğunu bilmeyen veya bunu görmezden gelen birinin Müslümanlığından nasıl söz edilebilir?
"Ey Ali! Günahkâr kullar Allah'tan dilediklerinde, Allah-u Teala onların istediklerini verir de (sanki) seslerini duymazdan gelir. Böylece o kulların istekleri olur ve onlar böylece dünyayı severler, dünyaları mamur ama ahiretleri viran olur." Bu hadis, nefislerinin hevasına uyup günah işleyen, sonra da Allah'tan dilediklerinin olduğunu görüp şımaran, dünyaya dalıp ahireti unutan kimselerin akıbetini haber veriyor. Onlar dünyada istediklerine kavuşurlar belki ama bu, Allah'ın onlara verdiği bir mühlettir, bir imtihandır. Asıl kaybedecekleri yer ahirettir.
İşte bu hadisler bize gösteriyor ki, ilimsiz amel eden, nefsinin hevasına uyan, dünyalık için Allah'tan istediğinin olmasını bile bir lütuf zannedip şımaran nice kimseler vardır. Onların derdi sadece dünyadır, makamdır, mevkii dir, paradır, puldur. Ahireti ise unutup gitmişlerdir.
Yetimin başını okşamak elbette güzel bir davranıştır. Ancak İslam sadece görüntüden ibaret değildir. Yetimi okşamak, onun başını sıvazlamak kadar, onun karnını doyurmak, sırtını giydirmek, hakkını korumak, onu gözetip kollamaktır. İslam'ı sadece şekilden ibaret sananlar, işte böyle derin manaları kaçırır, amellerin özünü ıskalarlar.
Aziz Müminler!
Bir vücudu düşünün. Parmaklar elimizde beşe ayrılır ama bilekte birleşir. Bilek, dirseğe; dirsek, omuza; omuz ise başa tabidir. Bütün vücut, başın emrine göre hareket eder. Kollar, bacaklar, eller, parmaklar başın emrinden çıkar, kendi başına buyruk hareket etmeye kalkarsa o vücut felç olmuş demektir. İşte Müslüman toplumu da böyledir. Birlik ve beraberlik içinde olmak, bir merkez etrafında kenetlenmek, bizi güçlü kılar. Tefrika ise vücudun felç olması gibidir. Organlar birbirinden kopar, işlevini yitirir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ümmetinin yetmiş küsur fırkaya ayrılacağını, bunlardan sadece bir tanesinin kurtuluşa ereceğini haber vermiştir. Kurtuluşa eren fırka ise, "Benim ve ashabımın yolunda olanlardır." Bu yol, birlik yoludur, beraberlik yoludur, Kur'an ve Sünnet yoludur.
Bugün dünyaya bakalım. Avrupa, senelerdir bir birlik oluşturma çabası içinde. Avrupa Birliği adı altında ekonomik ve siyasi bir birlik kurmaya çalışıyorlar. Dünya küreselleşirken, ülkeler birbirine yakınlaşırken, maalesef bazı Müslüman topluluklar tefrikaya, ayrışmaya, parçalanmaya doğru sürükleniyor. Bu, büyük bir tehlikedir. Bu gidişat, Müslümanların zafiyetini artırmakta, düşmanlarına fırsat vermektedir.
Ey milletim! Uyan! Başına tüneyen baykuşlar, yurdunu viran etmeye çalışıyor. Tefrika baykuşları, ayrılık baykuşları, kin ve nefret baykuşları... Onların ötüşü, bizim yıkılışımızın, dağılışımızın habercisidir. Bu baykuşları ya yurdumuzun başından kovacağız, ya da onlar bizim yurdumuzu viran edene kadar ötecekler.
Allah'ın ipine sımsıkı sarılalım. Birlik ve beraberliğimizi bozmaya çalışanlara fırsat vermeyelim. Tefrikadan, ayrılıktan, kin ve nefretten şiddetle kaçınalım. Unutmayalım ki, Allah'ın rahmeti cemaatle beraberdir.
Rabbim, bizleri Kur'an'a ve Sünnet'e sımsıkı sarılan, birlik ve beraberlik şuuruna eren, tefrikadan uzak duran kullarından eylesin. Aziz vatanımızı, birliğimizi, dirliğimizi daim eylesin. Cennet vatanımızı baykuşların yuvası olmaktan muhafaza buyursun.
El-Fatiha...
14.05.2013 Sali
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan