Bilge Forum

Tam Versiyon: Aleni Niyet ve Halis Niyet: Ahfa (En Gizli)
Şu anda arşiv modunu görüntülemektesiniz. Tam versiyonu görüntülemek için buraya tıklayınız.
Aleni Niyet ve Halis Niyet: Ahfa (En Gizli)

20.06.2013 Perşembe

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

"لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ ٱلثَّرَىٰ وَإِن تَجْهَرْ بِٱلْقَوْلِ فَإِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخْفَى"

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm, Bismillâhirrahmânirrahîm.

"Lehû mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardı ve mâ beynehumâ ve mâ tahtes serâ. Ve in techer bil kavli fe innehu ya'lemus sırra ve ahfâ."
Sadakallahül Azîm. (Tâhâ Suresi, 6-7)

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed.

Muhterem Müminler,

Yolculuğumuza başlarken, okuduğumuz ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: Göklerde, yerde, ikisi arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi O’nundur. Sen sözü açıktan söylesen de (O bilir); çünkü O, gizliyi de, en gizliyi (âhfâ) de bilendir.

Bu ayet bize Allah’ın (cc) ilminin sınırsızlığını ve kudretinin her şeyi kuşattığını haber veriyor. O’nun bilgisinden hiçbir şey kaçmaz; açıktan söylediklerimiz gibi, içimizden geçirdiklerimiz ve hatta daha biz onları düşünmeden önceki halleri bile O’nun katında âşikârdır.

Sevgili Peygamberimizin (sav) amcasının oğlu ve damadı olan Hz. Ali (ra) bu derin idrak ile ilgili ne güzel söylemiştir: "Ben Rabbimi gözlerimle görmüş olsaydım, yakînim (O'na olan inancım ve bilgim) artmazdı." Bu söz, Hz. Ali'nin ulaştığı marifetullah derecesini ne güzel anlatır. O, Allah'ı görmeksizin O'na öyle bir yakîn ile iman etmiştir ki, görmek bu yakîne bir şey eklemez. Bu, imanda ulaşılabilecek en yüksek mertebelerden biridir.

Bu düşünceler bizi, içinde bulunduğumuz zamanın ve mekânın ötesine, kâinatın düzenine ve bu düzenin ardındaki ilahî hikmetlere götürüyor. Bildiğiniz gibi bugün 20 Haziran, yarın ise 21 Haziran. Bu tarih, yaz gündönümü olarak bilinir. Güneş ışınlarının en dik açıyla geldiği, günlerin kısalmaya başladığı bir dönüm noktasıdır. Mevsimlerin ve gök cisimlerinin bu hareketleri, elbette Yüce Allah’ın koyduğu kanunlar (sünnetullah) çerçevesinde gerçekleşir. Bu hassas dengeler üzerinde düşünmek, Rabbimizin kudretini ve yaratmadaki mükemmeliyetini daha iyi anlamamıza vesile olur.

Dünyamızın Güneş'e olan uzaklığı, yaşamın devamı için hayati öneme sahiptir. Bu dengenin bozulması, tıpkı Güneş'e çok yakın olan Merkür veya bir zamanlar suyu olduğu düşünülen, şimdi ise kavruk bir görünüme sahip Mars gibi olmamıza yol açabilir. Bu, Rabbimizin kudretiyle koruduğu hassas bir terazidir. İnsanoğlu olarak bizim görevimiz, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak değil, bu ilahî dengeye saygı duymak ve onu korumaktır. Nitekim Tâhâ Suresi'ndeki ayet, her şeyin Allah'a ait olduğunu ve O'nun her şeyi kuşattığını bildirerek, bizlere tevazu ve itaati öğütler.

Hz. Ali'nin (ra) makamı, İslam'daki yüceliğin ve Peygamber Efendimize (sav) olan yakınlığın sembolüdür. O'na ve O'nun soyundan gelen salih kimselere duyulan saygı ve sevgi, bizim inancımızın bir parçasıdır. Onların rehberliğinden ayrılmak, ilahî rahmetten uzaklaşmak gibidir. Tıpkı dünyanın Güneş'e gereğinden fazla yaklaşmasıyla yanıp kavrulması gibi, manevi rehberlerden uzaklaşmak da ruhumuzu kurutur, bizi manevi bir çoraklığa sürükler.

"De ki: Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim bir akar su getirebilir?" (Mülk Suresi, 30). Bu ayet, dünyevi ve uhrevi tüm nimetlerin kaynağının Allah olduğunu hatırlatır. Suyumuz kesildiğinde, toprağımız kuruduğunda, ruhumuz susadığında bunları geri getirecek tek kudret sahibi O'dur. O halde, O'nun emir ve yasaklarına ne kadar bağlıyız? Verdiği nimetlere şükrediyor muyuz?

Rabbimiz, rahmetiyle olduğu kadar, azabıyla da kudret sahibidir. O, her şeyi zıtlarıyla yaratmıştır. Geceyi yarattığı gibi gündüzü, sıcağı yarattığı gibi soğuğu, hayatı yarattığı gibi ölümü de yaratmıştır. Faydalı şeyleri yarattığı gibi, zararlı şeyleri de yaratmış; nimetlerine şükredenleri mükâfatlandıracağını, nankörlük edenleri de cezalandıracağını haber vermiştir. O, Rahmân ve Rahîm olduğu gibi, Azîz ve Cebbâr'dır da.

Her şeyin görünen fiziki sebepleri olduğu gibi, görünmeyen manevi sebepleri de vardır. Bir çocuğun dünyaya gelmesi için anne-baba gerektiğini biliriz. Oysa Allah (cc), Hz. Adem'i (as) ne bir anneden ne de bir babadan yarattı. Hz. İsa'yı (as) ise babasız olarak dünyaya getirdi. Demek ki, Yüce Yaratıcı dilediği zaman sebepleri ortadan kaldırarak da dilediğini yaratmaya kadirdir. Günümüzde bilim insanlarının klonlama gibi yöntemler bulması da, aslında Allah'ın yaratma kanunlarını keşfetmekten ibarettir. Onlar yeni bir şey yaratmazlar, sadece Allah'ın koyduğu kusursuz modeli (DNA'yı) taklit ederler. İşte bu da gösteriyor ki, her şey gibi sebepler de Allah'a muhtaçtır. O, sebep-sonuç ilişkisinin de tek yaratıcısıdır.

Peygamber Efendimiz (sav) bir hadis-i şeriflerinde, "Cennet ehli yüz yirmi saf olur, bunun seksen safı benim ümmetimdendir." buyurmuşlardır. Bu, ümmetinin faziletini ve çokluğunu gösterir. Ancak dünyada iyiler kadar kötüler de var olmaya devam edecektir. Bu bir imtihandır. Önemli olan, hangi tarafta yer almayı seçtiğimizdir.

Değerli Kardeşlerim,

Bütün ibadetlerimizin, hayırlı işlerimizin Allah katında kabulü, üç temel şarta bağlıdır:

    Tövbe: Tıpkı bir meyveyi yemeden önce yıkamamız gerektiği gibi, günahlarımızdan arınmak için de tövbe etmeliyiz.

    Kalp Temizliği: Ceviz gibi kabuklu bir meyvenin içine ulaşmak için kabuğunu kırmamız gerektiği gibi, kalbimizi de kötü duygu ve düşüncelerden (kibir, haset, kin) temizlemeliyiz.

    İhlas (Halis Niyet): Bir meyvenin özünde, kendi cinsine ait sağlam bir çekirdek olması gerektiği gibi, yaptığımız her işte de sadece Allah rızasını gözetmek, yani halis bir niyet (Ahfâ boyutunda bile Allah'ın bildiği temiz bir niyet) taşımak zorundayız.

Niyet, amelin ruhudur. "Aleni niyet" dediğimiz, dışa vurduğumuz niyetimiz neyse, iç dünyamız da onu yansıtır. Kişi nasıl bir niyet taşıyorsa, hayatı ona göre şekillenir. Tohumu bozuk olan bir ağaç nasıl çürük meyve verirse, niyeti bozuk olan bir insan da kendine ve çevresine fesattan başka bir şey getirmez. Bu sebeple, en gizli düşüncelerimizi dahi bilen Yüce Allah'a karşı niyetlerimizi daima halis, saf ve temiz tutmaya gayret etmeliyiz.

Rabbimiz cümlemize, dünyada ve ahirette doğru niyetler üzere yaşamayı, söz dinleyen kullarından olmayı, Hz. Muhammed'e (sav) ve O'nun ehl-i beytine layıkıyla tâbi olmayı, güzel ve kalıcı işler yapmayı nasip eylesin. Bizi, niyeti bozukların şerrinden korusun.

Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed.

El-Fâtiha...

20.06.2013 Perşembe

Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca

Original Kar©glan