03-03-2026, 02:29 AM
Padişah Olsan, Hak Kapısından Boynunu Eğerek Geçeceksin
Tarih: 07.07.2013 Pazar
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَإِذْ قِيلَ لَهُمُ ٱسْكُنُوا۟ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةَ وَكُلُوا۟ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ وَقُولُوا۟ حِطَّةٌ وَٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًا نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطِيٓـَٰٔتِكُمْ ۚ سَنَزِيدُ ٱلْمُحْسِنِينَ
Ve iz kîle lehumuskunû hâzihil karyete ve kulû minhâ haysu şi’tum ve kûlû hıttatun vedhulûl bâbe succeden nagfir lekum hatîâtikum, senezîdul muhsinîn.
Âyetin Meali: "O zaman onlara denilmişti ki: 'Şu memlekete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve 'Hıtta (Ya Rabbi, bizi affet)' deyin. Kentin kapısından eğilerek, tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz.'" (Araf Suresi, 161. Ayet)
Sadakallahülazîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Yâ hâdiye'l mudillîn, ve yâ rahîme'l muznibîn. Ve sallû alâ muhammedin raûfin rahîm, ve şefîi'l ümmeti ve habîbi rabbi'l âlemîn.
Aziz Müminler,
Yolculuğumuza, bir kapıdan girmenin adabını anlatan bu ilahi düstur ile başlıyoruz. Geçen haftalarda ilk evi, yani insanın babaya yolculuğunu anlatmış, ilk kıblenin baba kalbi olduğunu ifade etmiştik. Bu hafta ise, dünyaya geliş kapısından, annenin rahminden ve bu yolculuktaki edep ve tevazudan bahsedeceğiz. Zira insan, Hazreti Adem hariç, hep bir anneden dünyaya gelmiştir.
Tevazu Kapısı
Âyet-i kerimede bizlere, beldeye girerken eğilerek, tevazu ile girmemiz emrediliyor. Bu sadece fiziksel bir eğiliş değil, aynı zamanda Rabbimize karşı kulluğumuzun, acziyetimizin bir itirafıdır. Osmanlı atalarımız bu edebi o kadar güzel anlamışlardır ki, hümayun odalarının kapılarını bu ayete mazhar olacak şekilde, insan boyundan kısa yapmışlardır. Padişah da o kapıdan girer, huzura giren de. Herkes o kapıdan girerken boynunu eğer, tevazu gösterir. İşte bu, Allah'ın huzuruna varışın, O'nun koyduğu kurallara teslimiyetin sembolüdür.
Ana Rahmi ve Dünyaya Geliş
İnsanın dünyaya geliş yolculuğu da derin manalar taşır. Anne karnında tamamlanan bir bebek, dünyaya gelmek için yönünü değiştirir. Bu, üçüncü kıble değiştirişidir. Artık onun kıblesi dünyadır ve başını aşağı eğerek, adeta bu ayetteki emre uyarak, tevazu ile doğmayı bekler. Normal doğumda bebeğin geliş şekli, işte bu ilahi düzene, bu tevazuya uygun olandır.
Dilbilgisinden Hayata: Düzenli ve Düzensiz Fiiller
Bazı bebeklerin doğum pozisyonu farklı olabilir. Ters gelen, ayakları ile gelmek isteyen bebekler de vardır. Tıpta bu, zor bir doğumdur ve müdahale gerektirir. Biz buradan hareketle, hayatın her alanında bir düzen olduğunu görebiliriz.
Dil bilgisinde düzenli ve düzensiz fiiller vardır. Almanca'da "fahren" (sürmek) fiili, "fuhr" olurken, İngilizce'de "go" (gitmek) fiili "went" olur. Bunun kuralını tam olarak açıklamak zordur ama dilde öylece yer eder. İşte hayata gelişimiz de böyledir. Her insanın bir istidadı, bir cibilliyeti vardır. Kimi düzenli, kural tanır bir yapıda gelir, kimi ise daha farklı, daha "düzensiz" bir potansiyele sahiptir. Önemli olan, sonradan doğru yolu, doğru istikameti bulmaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bize her işte doğru olanı, sünnet olanı göstererek, nasıl düzenli bir hayat süreceğimizi öğretmiştir. Sağdan yemek, sağdan giymek, mescide sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak, eve girerken sağ ayakla girip çıkarken de adabı gözetmek... Tüm bunlar bizim hayatımızı düzene koyan, bize istikamet veren güzel örneklerdir.
Sünnet ve Hikmeti
Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: "Allah'ın en sevgili kulları, Allah'ı kullara sevdiren ve kulları da Allah'a sevdiren kimselerdir." İşte sünnet, tam da budur. Allah'ı sevmenin ve O'na sevdirmenin yoludur.
Bu güzel dinin içinde yer alan sünnet-i seniyyelerden biri de erkek çocuklarının sünnet edilmesidir. Bu, Hazreti İbrahim'den beri gelen bir sünnettir. Müstehab olanı, çocuğun buluğ çağına ermeden yapılmasıdır. Vacib olan vakti ise, buluğ çağına girdiği zamandır. Bir kimse Müslüman olduğunda da sünnet olması gerekir. Bu, hem bedeni bir temizlik hem de İbrahim (a.s.)'ın milletine uyma nişanesidir.
Tevazu ve Yıkılmazlık İddiası
Kıymetli Müminler!
Unutmayalım ki, bu dünyaya gelişimiz başımızı eğerek, tevazu ile olmuştur. Topraktan geldik, yine toprağa döneceğiz. Öyleyse bu dünyada ebedi kalacakmış gibi bir kibire kapılmak, yıkılmayacağını, ölmeyeceğini zannetmek ne büyük bir gaflettir.
Kim olursan ol, padişah da olsan, Hak kapısından geçerken boynunu eğeceksin. O kapıya geldiğinde tevazu göstermeyen, başını dik tutmak isteyen, ölüme ve yok oluşa direnenler, işte onlar en büyük yanılgı içindedirler. Azrail (a.s.) gelip boynuna kancayı taktığında, "Gitme, ben buradayım, direneceğim" demenin bir anlamı yoktur. Herkes bir gün o iktidardan, o dünya makamından ayrılacaktır.
İslam'ı Yaşamak ve Paylaşmak
İslam'ı gereği gibi anlamayan bir kimse, paylaşmayı, zekatı, fitreyi, kurbanı bilmez. Malını, mülkünü Allah rızası için harcamaktan kaçınır. Oysa İslam, paylaşma dinidir. Cömertlik, imanın nişanesidir. Bir kimsenin ne kadar Müslüman olduğu, başkasının malından değil, kendi kesesinden verdiğiyle, kendi öz malını Allah yolunda infak etmesiyle ölçülür.
Hazreti Ömer (r.a.)'in giydiği cübbenin hesabının sorulduğu o gün gelmeden, bugün sahip olduğumuz her nimetin, her makamın, her servetin hesabını bir düşünelim. Koruma orduları, makam arabaları, yatlar, katlar... Bunların hesabı sorulmayacak mı? "Baban mı bıraktı?" denilerek hesaba çekilmeyecek miyiz? Beytü'l-mal dediğimiz, tüm Müslümanların ortak malı olan hazineden yiyip semirirken, bir gün bu malların elimizden çıkacağı korkusuyla başkalarına saldırmanın âlemi var mı?
Giriş Kapısının Edebi
Musa (a.s.) ümmetine, şehir kapısından eğilerek girmeleri emredilmişti. Bu, aslında tüm insanlık için bir edep dersidir. Evlerimizin kapılarını yaparken bile bu tevazuyu hatırlamalıyız. Kapılar, insanın başını eğerek gireceği kadar olmalıdır ki her girişte, yüce bir huzura durduğumuzu, Hak kapısında kul olduğumuzu unutmayalım.
Sonuç ve Dua
Aziz kardeşlerim!
Rabbimiz bizlere, önce takva sahibi olup ana babamıza iyi davranmayı, böylece ilk evimiz olan ailemizi bulmayı nasip eylesin. Sonra kıblemizi değiştirip Rabbimize yönelmeyi, O'nun rızasına uygun bir meslek ve hayat yolu seçmeyi nasip eylesin. Hayatımızı sünnet yolu ile düzenleyip, düzenli birer kul olmayı nasip eylesin. Tevazu kapısından girenlerden ve o kapıdan yine sünnete ve adaba uygun bir şekilde çıkanlardan eylesin bizi.
Rabbim, bu dünyada iken gözümüzü açıp ileriyi görenlerden, varacağımız Hakîm olan Allah'ın zatını müşahede etmeyi nasip eylesin. Düzenli ve istikamet sahibi Müslümanlardan eylesin.
El-Fâtiha bi-hurmeti'l-fâtiha...
Başağaçlı Raşit Tunca
07.07.2013 Pazar
Tarih: 07.07.2013 Pazar
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَإِذْ قِيلَ لَهُمُ ٱسْكُنُوا۟ هَٰذِهِ ٱلْقَرْيَةَ وَكُلُوا۟ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ وَقُولُوا۟ حِطَّةٌ وَٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًا نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطِيٓـَٰٔتِكُمْ ۚ سَنَزِيدُ ٱلْمُحْسِنِينَ
Ve iz kîle lehumuskunû hâzihil karyete ve kulû minhâ haysu şi’tum ve kûlû hıttatun vedhulûl bâbe succeden nagfir lekum hatîâtikum, senezîdul muhsinîn.
Âyetin Meali: "O zaman onlara denilmişti ki: 'Şu memlekete yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve 'Hıtta (Ya Rabbi, bizi affet)' deyin. Kentin kapısından eğilerek, tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz.'" (Araf Suresi, 161. Ayet)
Sadakallahülazîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Yâ hâdiye'l mudillîn, ve yâ rahîme'l muznibîn. Ve sallû alâ muhammedin raûfin rahîm, ve şefîi'l ümmeti ve habîbi rabbi'l âlemîn.
Aziz Müminler,
Yolculuğumuza, bir kapıdan girmenin adabını anlatan bu ilahi düstur ile başlıyoruz. Geçen haftalarda ilk evi, yani insanın babaya yolculuğunu anlatmış, ilk kıblenin baba kalbi olduğunu ifade etmiştik. Bu hafta ise, dünyaya geliş kapısından, annenin rahminden ve bu yolculuktaki edep ve tevazudan bahsedeceğiz. Zira insan, Hazreti Adem hariç, hep bir anneden dünyaya gelmiştir.
Tevazu Kapısı
Âyet-i kerimede bizlere, beldeye girerken eğilerek, tevazu ile girmemiz emrediliyor. Bu sadece fiziksel bir eğiliş değil, aynı zamanda Rabbimize karşı kulluğumuzun, acziyetimizin bir itirafıdır. Osmanlı atalarımız bu edebi o kadar güzel anlamışlardır ki, hümayun odalarının kapılarını bu ayete mazhar olacak şekilde, insan boyundan kısa yapmışlardır. Padişah da o kapıdan girer, huzura giren de. Herkes o kapıdan girerken boynunu eğer, tevazu gösterir. İşte bu, Allah'ın huzuruna varışın, O'nun koyduğu kurallara teslimiyetin sembolüdür.
Ana Rahmi ve Dünyaya Geliş
İnsanın dünyaya geliş yolculuğu da derin manalar taşır. Anne karnında tamamlanan bir bebek, dünyaya gelmek için yönünü değiştirir. Bu, üçüncü kıble değiştirişidir. Artık onun kıblesi dünyadır ve başını aşağı eğerek, adeta bu ayetteki emre uyarak, tevazu ile doğmayı bekler. Normal doğumda bebeğin geliş şekli, işte bu ilahi düzene, bu tevazuya uygun olandır.
Dilbilgisinden Hayata: Düzenli ve Düzensiz Fiiller
Bazı bebeklerin doğum pozisyonu farklı olabilir. Ters gelen, ayakları ile gelmek isteyen bebekler de vardır. Tıpta bu, zor bir doğumdur ve müdahale gerektirir. Biz buradan hareketle, hayatın her alanında bir düzen olduğunu görebiliriz.
Dil bilgisinde düzenli ve düzensiz fiiller vardır. Almanca'da "fahren" (sürmek) fiili, "fuhr" olurken, İngilizce'de "go" (gitmek) fiili "went" olur. Bunun kuralını tam olarak açıklamak zordur ama dilde öylece yer eder. İşte hayata gelişimiz de böyledir. Her insanın bir istidadı, bir cibilliyeti vardır. Kimi düzenli, kural tanır bir yapıda gelir, kimi ise daha farklı, daha "düzensiz" bir potansiyele sahiptir. Önemli olan, sonradan doğru yolu, doğru istikameti bulmaktır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bize her işte doğru olanı, sünnet olanı göstererek, nasıl düzenli bir hayat süreceğimizi öğretmiştir. Sağdan yemek, sağdan giymek, mescide sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak, eve girerken sağ ayakla girip çıkarken de adabı gözetmek... Tüm bunlar bizim hayatımızı düzene koyan, bize istikamet veren güzel örneklerdir.
Sünnet ve Hikmeti
Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: "Allah'ın en sevgili kulları, Allah'ı kullara sevdiren ve kulları da Allah'a sevdiren kimselerdir." İşte sünnet, tam da budur. Allah'ı sevmenin ve O'na sevdirmenin yoludur.
Bu güzel dinin içinde yer alan sünnet-i seniyyelerden biri de erkek çocuklarının sünnet edilmesidir. Bu, Hazreti İbrahim'den beri gelen bir sünnettir. Müstehab olanı, çocuğun buluğ çağına ermeden yapılmasıdır. Vacib olan vakti ise, buluğ çağına girdiği zamandır. Bir kimse Müslüman olduğunda da sünnet olması gerekir. Bu, hem bedeni bir temizlik hem de İbrahim (a.s.)'ın milletine uyma nişanesidir.
Tevazu ve Yıkılmazlık İddiası
Kıymetli Müminler!
Unutmayalım ki, bu dünyaya gelişimiz başımızı eğerek, tevazu ile olmuştur. Topraktan geldik, yine toprağa döneceğiz. Öyleyse bu dünyada ebedi kalacakmış gibi bir kibire kapılmak, yıkılmayacağını, ölmeyeceğini zannetmek ne büyük bir gaflettir.
Kim olursan ol, padişah da olsan, Hak kapısından geçerken boynunu eğeceksin. O kapıya geldiğinde tevazu göstermeyen, başını dik tutmak isteyen, ölüme ve yok oluşa direnenler, işte onlar en büyük yanılgı içindedirler. Azrail (a.s.) gelip boynuna kancayı taktığında, "Gitme, ben buradayım, direneceğim" demenin bir anlamı yoktur. Herkes bir gün o iktidardan, o dünya makamından ayrılacaktır.
İslam'ı Yaşamak ve Paylaşmak
İslam'ı gereği gibi anlamayan bir kimse, paylaşmayı, zekatı, fitreyi, kurbanı bilmez. Malını, mülkünü Allah rızası için harcamaktan kaçınır. Oysa İslam, paylaşma dinidir. Cömertlik, imanın nişanesidir. Bir kimsenin ne kadar Müslüman olduğu, başkasının malından değil, kendi kesesinden verdiğiyle, kendi öz malını Allah yolunda infak etmesiyle ölçülür.
Hazreti Ömer (r.a.)'in giydiği cübbenin hesabının sorulduğu o gün gelmeden, bugün sahip olduğumuz her nimetin, her makamın, her servetin hesabını bir düşünelim. Koruma orduları, makam arabaları, yatlar, katlar... Bunların hesabı sorulmayacak mı? "Baban mı bıraktı?" denilerek hesaba çekilmeyecek miyiz? Beytü'l-mal dediğimiz, tüm Müslümanların ortak malı olan hazineden yiyip semirirken, bir gün bu malların elimizden çıkacağı korkusuyla başkalarına saldırmanın âlemi var mı?
Giriş Kapısının Edebi
Musa (a.s.) ümmetine, şehir kapısından eğilerek girmeleri emredilmişti. Bu, aslında tüm insanlık için bir edep dersidir. Evlerimizin kapılarını yaparken bile bu tevazuyu hatırlamalıyız. Kapılar, insanın başını eğerek gireceği kadar olmalıdır ki her girişte, yüce bir huzura durduğumuzu, Hak kapısında kul olduğumuzu unutmayalım.
Sonuç ve Dua
Aziz kardeşlerim!
Rabbimiz bizlere, önce takva sahibi olup ana babamıza iyi davranmayı, böylece ilk evimiz olan ailemizi bulmayı nasip eylesin. Sonra kıblemizi değiştirip Rabbimize yönelmeyi, O'nun rızasına uygun bir meslek ve hayat yolu seçmeyi nasip eylesin. Hayatımızı sünnet yolu ile düzenleyip, düzenli birer kul olmayı nasip eylesin. Tevazu kapısından girenlerden ve o kapıdan yine sünnete ve adaba uygun bir şekilde çıkanlardan eylesin bizi.
Rabbim, bu dünyada iken gözümüzü açıp ileriyi görenlerden, varacağımız Hakîm olan Allah'ın zatını müşahede etmeyi nasip eylesin. Düzenli ve istikamet sahibi Müslümanlardan eylesin.
El-Fâtiha bi-hurmeti'l-fâtiha...
Başağaçlı Raşit Tunca
07.07.2013 Pazar