03-01-2026, 05:47 AM
Gıda Sahtekârlığı ve Toplumsal Çöküş
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
**"Onların çoğunu günah, düşmanlık ve haram yemekte yarışırken görürsün. Yaptıkları ne kadar kötüdür!
Rabbanîler ve âlimler onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! İşledikleri şeyler ne kadar kötüdür!"
Sadakallahul Azîm. (Mâide Suresi, 62-63)
Allahümme salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammed.
Aziz Müminler,
Bugün sizlerle, içinde bulunduğumuz çağın en büyük ahlaki ve toplumsal sorunlarından biri hakkında konuşacağız: Yiyeceklerde yapılan sahtekârlık ve bunun insanlığın başına açtığı belalar. Yüce Rabbimiz, Mâide Suresi'nde bildirdiği gibi, insanların bir kısmının kötülükte, düşmanlıkta ve haram lokma yemekte yarıştığını haber veriyor. Bu ayetler, sadece geçmiş kavimlere değil, kıyamete kadar gelecek tüm insanlığa bir uyarıdır. Özellikle gıda konusundaki hileler, haram lokma, sahte üretim, Rabbimizin bizlere emanet ettiği bedenimizi ve dolayısıyla ruhumuzu ifsad etmektedir.
Yolculuğumuza başlıyoruz. Bu yolculuk, doğayı bozup yetmediği gibi, şimdi de laboratuvarlarda sahte et üretmeye kalkan modern bilim anlayışı hakkında olacak.
Hatırlayın, Hûd Aleyhisselam, Ad kavmine peygamber olarak gönderildiğinde, onları hakka davet etti. Onlar ise, "Sen de bizim gibi bir insansın, bizim yediğimizden yiyor, içtiğimizden içiyorsun. Getir bize azabı, eğer doğru sözlülerdensen!" dediler. Hûd Aleyhisselam da "Rabbim! Onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" diye dua etti. Rabbimiz duasını kabul etti ve kavmini korkunç bir kuraklıkla cezalandırdı. Üç yıl süren bu kıtlığın ardından çaresiz kalan Ad kavmi, Hûd Aleyhisselam'a gelerek yağmur duası istediler. Hûd Aleyhisselam dua edince, gökte iki bulut belirdi: biri beyaz, biri siyah. Onlara, "Hangisini dilerseniz seçin" dedi. Onlar da siyah bulutu, yağmur yüklü zannederek seçtiler. Oysa o bulut, Ad kavmini helak edecek olan azap rüzgârıydı. Hûd Aleyhisselam'ın işaretiyle o kara buluttan kopan korkunç bir kasırga, günlerce sürdü ve o azgın kavmi, yurtlarıyla birlikte tarumar edip yerle bir etti.
İşte Rabbimizin ayetlerinde geçen "Yaptıkları ne kadar kötüdür!" ifadesi, Allah'ın varlığına ve birliğine, özellikle de O'nun ölümden sonra dirilten (El-Bâis) sıfatına inanmayanların sonunun ne kadar kötü olduğunu bize haykırmaktadır.
Rabbimiz, yarattığı her varlığa bir baş, bir lider, bir yön verir. Bibere bir baş vermiş, kaleme bir baş vermiş, süpürgeye bir baş vermiştir. Peki, koca koca ümmetlere, milletlere bir baş vermez mi hiç? Elbette verir. İşte Hûd Aleyhisselam, Ad kavmine bir baş, bir rehber olarak gönderilmiştir. Ad kavminin helaki, işte bu rehbere uymamaları, kibirleri ve Allah'ın ayetlerini yalanlamaları yüzünden olmuştur. Ve onların en son kalıntıları, tarih boyunca hep azgınlıkta direnen toplulukların içinde varlığını sürdürmüştür.
Unutmayalım ki, varlık âleminde O'ndan gayrı hiçbir şey yoktur. Her gördüğün, her duyduğun, her şey O'nun varlığının bir yansımasıdır. O, hem yaşatan hem öldürendir. Azrail Aleyhisselam da O'nun emrinde bir melektir. Ölümü yaratan da O'dur, hayatı veren de. O, Evvel'dir, Âhir'dir, Bâki'dir, yani ölümsüz olandır. Öldükten sonra diriltecek olan da (El-Bâis) yine O'dur.
Şimdi gelelim asıl meselemize. Günümüzde, Allah'ın yaratma kanunlarına (âdetullah) müdahale etmeye kalkan bir anlayış türemiştir. Bir takım bilim adamları, doğayı katledip yetmiyormuş gibi, şimdi de etin aslını, mayasını değiştirmeye, laboratuvarda canlıdan bağımsız et üretmeye kalkışmışlardır. Danasız sığır eti, tavuksuz tavuk eti, balıksız balık eti üretme peşindedirler.
Rabbimiz, her canlıyı bir baş (yaratılış gayesi ve lider) ile yaratmıştır. Bir hayvanı, eti için yaratmış, ona bir ruh, bir can vermiştir. Peki, bu ruhu, bu canı, bu başı olmayan, sadece hücreden üretilmiş bir et parçasını yediğimizde, o gıdanın bizim vücudumuza, ruhumuza etkisi ne olacaktır? Bu, tıpkı Ad kavminin, kendilerine gönderilen peygambere (başa) "Sen de bizim gibi bir insansın" diyerek isyan etmeleri gibidir. Onlar nasıl ki başsız kalmayı, rehbersiz kalmayı tercih edip helak oldularsa, bu çağın insanı da yediği gıdanın başını, yani onun yaratılış gayesini ve Rabbimizin ondaki hikmetini inkâr ederek aynı akıbete sürüklenmektedir.
"Bu bilimsel bir gelişme, neden yemeyelim?" diyenler olabilir. Mesele sadece yemek değil, mesela Allah'ın koyduğu sınırları tanımamaktır. Helal-haram hassasiyetini kaybetmektir. Bir şeyin helal olması için sadece içinde domuz eti olmaması yetmez; aynı zamanda o hayvanın usulüne uygun kesilmesi, duasının edilmesi, canına saygı gösterilmesi gerekir. Peki, bir petri kabında üretilen hücre yığınının nerede başı, nerede sonu, nerede ruhu vardır ki üzerine Besmele çekilsin? Bu, yaratılışı ve yaratıcıyı hiçe saymaktır.
İşte böyle bir anlayış, tıpkı Ad kavmine gelen azap bulutu gibi, insanlığın başına belalar yağdıracaktır. Günahlar ve isyanlar, nasıl ki demiri mıknatıs gibi kendine çeker ve belaları celbederse, haram lokma da aynı şekilde toplumların manevi mıknatısını bozarak onları felaketlere sürükler. Rabbimiz Şûrâ Suresi 30. ayette ne buyuruyor: "Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizin işlediği (günahlar) yüzündendir."
Önce doğayı katlettiler, şimdi gıdanın kendisini katlediyorlar. Bu gidişle, Ad kavminin helakine sebep olan kasırgalar, Semud kavminin helakine sebep olan depremler ve sair felaketler, yeryüzünü bir bir sarmaya başlayacaktır. Yeryüzü sarsıldıkça sarsılacak, ta ki kıyamet kopana kadar.
Aziz Müminler! Helal lokma hassasiyetimizi yeniden kazanmalıyız. Yediğimizin nereden geldiğini, nasıl üretildiğini, gerçekten helal olup olmadığını sormalıyız. Dünyanın debdebesine kapılıp da nefsimizin her arzusunu yerine getirmek, bizi Ad ve Semud kavimlerinin akıbetine sürükleyebilir. Dinimizin bize verdiği şan ve şeref, dünyalık makamlarda değil, Allah'ın rızasını kazanmakta ve O'nun koyduğu sınırlara riayet etmektedir. Unutmayalım, asıl olan ana yemektir; tatlılar ise sadece birer ziynettir. Nasıl ki Cuma namazı ve bayram namazı mükellef olan her Müslümana farz ise, helal lokma peşinde koşmak da her an üzerimize farzdır.
Rabbimiz, bizleri ahir zaman fitnelerinden, haram lokmadan, gıda sahtekârlığıyla imtihan olmaktan muhafaza eylesin. Bizleri, her an Allah'ı zikreden, her nefeste O'nunla olan gerçek müminlerden eylesin. Bizleri, dünyanın geçici şan ve şöhretine aldanıp da ahiretini unutanlardan eylemesin.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır: "Ashabımdan bir yerde vefat eden kimse, orada bulunanlara şefaatçi olur." İstanbul gibi mübarek şehirlerde yaşayan bizler, bu büyük şefaate nail olabilmek için, o güzel sahabelere layık olmaya çalışmalıyız. Onların izinden gitmeli, onların ahlakıyla ahlaklanmalıyız.
Allah'ım! Bizleri ve tüm inanan kardeşlerimizi, ahir zaman fitnelerinin belasından, görünen ve görünmeyen tüm felaketlerden muhafaza buyur. Bizlere helal ve (:::) rızıklar nasip eyle. Dualarımızı, tövbelerimizi kabul eyle.
El-Fâtiha maas-salavât.
17.10.2013 Persembe
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
**"Onların çoğunu günah, düşmanlık ve haram yemekte yarışırken görürsün. Yaptıkları ne kadar kötüdür!
Rabbanîler ve âlimler onları, günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten menetselerdi ya! İşledikleri şeyler ne kadar kötüdür!"
Sadakallahul Azîm. (Mâide Suresi, 62-63)
Allahümme salli ala Muhammedin ve ala âli Muhammed.
Aziz Müminler,
Bugün sizlerle, içinde bulunduğumuz çağın en büyük ahlaki ve toplumsal sorunlarından biri hakkında konuşacağız: Yiyeceklerde yapılan sahtekârlık ve bunun insanlığın başına açtığı belalar. Yüce Rabbimiz, Mâide Suresi'nde bildirdiği gibi, insanların bir kısmının kötülükte, düşmanlıkta ve haram lokma yemekte yarıştığını haber veriyor. Bu ayetler, sadece geçmiş kavimlere değil, kıyamete kadar gelecek tüm insanlığa bir uyarıdır. Özellikle gıda konusundaki hileler, haram lokma, sahte üretim, Rabbimizin bizlere emanet ettiği bedenimizi ve dolayısıyla ruhumuzu ifsad etmektedir.
Yolculuğumuza başlıyoruz. Bu yolculuk, doğayı bozup yetmediği gibi, şimdi de laboratuvarlarda sahte et üretmeye kalkan modern bilim anlayışı hakkında olacak.
Hatırlayın, Hûd Aleyhisselam, Ad kavmine peygamber olarak gönderildiğinde, onları hakka davet etti. Onlar ise, "Sen de bizim gibi bir insansın, bizim yediğimizden yiyor, içtiğimizden içiyorsun. Getir bize azabı, eğer doğru sözlülerdensen!" dediler. Hûd Aleyhisselam da "Rabbim! Onların beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!" diye dua etti. Rabbimiz duasını kabul etti ve kavmini korkunç bir kuraklıkla cezalandırdı. Üç yıl süren bu kıtlığın ardından çaresiz kalan Ad kavmi, Hûd Aleyhisselam'a gelerek yağmur duası istediler. Hûd Aleyhisselam dua edince, gökte iki bulut belirdi: biri beyaz, biri siyah. Onlara, "Hangisini dilerseniz seçin" dedi. Onlar da siyah bulutu, yağmur yüklü zannederek seçtiler. Oysa o bulut, Ad kavmini helak edecek olan azap rüzgârıydı. Hûd Aleyhisselam'ın işaretiyle o kara buluttan kopan korkunç bir kasırga, günlerce sürdü ve o azgın kavmi, yurtlarıyla birlikte tarumar edip yerle bir etti.
İşte Rabbimizin ayetlerinde geçen "Yaptıkları ne kadar kötüdür!" ifadesi, Allah'ın varlığına ve birliğine, özellikle de O'nun ölümden sonra dirilten (El-Bâis) sıfatına inanmayanların sonunun ne kadar kötü olduğunu bize haykırmaktadır.
Rabbimiz, yarattığı her varlığa bir baş, bir lider, bir yön verir. Bibere bir baş vermiş, kaleme bir baş vermiş, süpürgeye bir baş vermiştir. Peki, koca koca ümmetlere, milletlere bir baş vermez mi hiç? Elbette verir. İşte Hûd Aleyhisselam, Ad kavmine bir baş, bir rehber olarak gönderilmiştir. Ad kavminin helaki, işte bu rehbere uymamaları, kibirleri ve Allah'ın ayetlerini yalanlamaları yüzünden olmuştur. Ve onların en son kalıntıları, tarih boyunca hep azgınlıkta direnen toplulukların içinde varlığını sürdürmüştür.
Unutmayalım ki, varlık âleminde O'ndan gayrı hiçbir şey yoktur. Her gördüğün, her duyduğun, her şey O'nun varlığının bir yansımasıdır. O, hem yaşatan hem öldürendir. Azrail Aleyhisselam da O'nun emrinde bir melektir. Ölümü yaratan da O'dur, hayatı veren de. O, Evvel'dir, Âhir'dir, Bâki'dir, yani ölümsüz olandır. Öldükten sonra diriltecek olan da (El-Bâis) yine O'dur.
Şimdi gelelim asıl meselemize. Günümüzde, Allah'ın yaratma kanunlarına (âdetullah) müdahale etmeye kalkan bir anlayış türemiştir. Bir takım bilim adamları, doğayı katledip yetmiyormuş gibi, şimdi de etin aslını, mayasını değiştirmeye, laboratuvarda canlıdan bağımsız et üretmeye kalkışmışlardır. Danasız sığır eti, tavuksuz tavuk eti, balıksız balık eti üretme peşindedirler.
Rabbimiz, her canlıyı bir baş (yaratılış gayesi ve lider) ile yaratmıştır. Bir hayvanı, eti için yaratmış, ona bir ruh, bir can vermiştir. Peki, bu ruhu, bu canı, bu başı olmayan, sadece hücreden üretilmiş bir et parçasını yediğimizde, o gıdanın bizim vücudumuza, ruhumuza etkisi ne olacaktır? Bu, tıpkı Ad kavminin, kendilerine gönderilen peygambere (başa) "Sen de bizim gibi bir insansın" diyerek isyan etmeleri gibidir. Onlar nasıl ki başsız kalmayı, rehbersiz kalmayı tercih edip helak oldularsa, bu çağın insanı da yediği gıdanın başını, yani onun yaratılış gayesini ve Rabbimizin ondaki hikmetini inkâr ederek aynı akıbete sürüklenmektedir.
"Bu bilimsel bir gelişme, neden yemeyelim?" diyenler olabilir. Mesele sadece yemek değil, mesela Allah'ın koyduğu sınırları tanımamaktır. Helal-haram hassasiyetini kaybetmektir. Bir şeyin helal olması için sadece içinde domuz eti olmaması yetmez; aynı zamanda o hayvanın usulüne uygun kesilmesi, duasının edilmesi, canına saygı gösterilmesi gerekir. Peki, bir petri kabında üretilen hücre yığınının nerede başı, nerede sonu, nerede ruhu vardır ki üzerine Besmele çekilsin? Bu, yaratılışı ve yaratıcıyı hiçe saymaktır.
İşte böyle bir anlayış, tıpkı Ad kavmine gelen azap bulutu gibi, insanlığın başına belalar yağdıracaktır. Günahlar ve isyanlar, nasıl ki demiri mıknatıs gibi kendine çeker ve belaları celbederse, haram lokma da aynı şekilde toplumların manevi mıknatısını bozarak onları felaketlere sürükler. Rabbimiz Şûrâ Suresi 30. ayette ne buyuruyor: "Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizin işlediği (günahlar) yüzündendir."
Önce doğayı katlettiler, şimdi gıdanın kendisini katlediyorlar. Bu gidişle, Ad kavminin helakine sebep olan kasırgalar, Semud kavminin helakine sebep olan depremler ve sair felaketler, yeryüzünü bir bir sarmaya başlayacaktır. Yeryüzü sarsıldıkça sarsılacak, ta ki kıyamet kopana kadar.
Aziz Müminler! Helal lokma hassasiyetimizi yeniden kazanmalıyız. Yediğimizin nereden geldiğini, nasıl üretildiğini, gerçekten helal olup olmadığını sormalıyız. Dünyanın debdebesine kapılıp da nefsimizin her arzusunu yerine getirmek, bizi Ad ve Semud kavimlerinin akıbetine sürükleyebilir. Dinimizin bize verdiği şan ve şeref, dünyalık makamlarda değil, Allah'ın rızasını kazanmakta ve O'nun koyduğu sınırlara riayet etmektedir. Unutmayalım, asıl olan ana yemektir; tatlılar ise sadece birer ziynettir. Nasıl ki Cuma namazı ve bayram namazı mükellef olan her Müslümana farz ise, helal lokma peşinde koşmak da her an üzerimize farzdır.
Rabbimiz, bizleri ahir zaman fitnelerinden, haram lokmadan, gıda sahtekârlığıyla imtihan olmaktan muhafaza eylesin. Bizleri, her an Allah'ı zikreden, her nefeste O'nunla olan gerçek müminlerden eylesin. Bizleri, dünyanın geçici şan ve şöhretine aldanıp da ahiretini unutanlardan eylemesin.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır: "Ashabımdan bir yerde vefat eden kimse, orada bulunanlara şefaatçi olur." İstanbul gibi mübarek şehirlerde yaşayan bizler, bu büyük şefaate nail olabilmek için, o güzel sahabelere layık olmaya çalışmalıyız. Onların izinden gitmeli, onların ahlakıyla ahlaklanmalıyız.
Allah'ım! Bizleri ve tüm inanan kardeşlerimizi, ahir zaman fitnelerinin belasından, görünen ve görünmeyen tüm felaketlerden muhafaza buyur. Bizlere helal ve (:::) rızıklar nasip eyle. Dualarımızı, tövbelerimizi kabul eyle.
El-Fâtiha maas-salavât.
17.10.2013 Persembe
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan