02-20-2026, 07:06 AM
Mü’min Mü’minin, Ramazan ise Gönlün Aynası
İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...
Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.
MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.
Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…
Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.
Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.
KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ
Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.
KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK
Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:
“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)
Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!
İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.
Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.
Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)
Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.
Kaynak:
Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480
İslam ve İhsan
İki elin birbirini yıkayıp tertemiz çıkması gibi; mü’min mü’mini, Ramazan ise tüm ömrü paklar. Gönül aynamızdaki tozları silme ve aslımıza rücu etme vaktine dair bir muhasebe...
Ayna, insanın karşına geçer ve kırılacağını, küseceğini düşünmeden onda gördüklerini açıkça söyler. Lafını esirgemez, sözü dolaştırıp durmaz. İnsanın gönlünü hoş etmek için olmadık şeyler söylemez. Onun karşısında herkes boyunun ölçüsünü alır. Eksiğini fark eder; güzelliklerini seyreder.
MÜ’MİN MÜ’MİNİN, RAMAZAN İSE GÖNLÜN AYNASIDIR
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, mü’mini, mü’minin aynası olarak vasfetmiştir. Mü’min, kardeşini samimî bir şekilde sevdiği, onun hayır ve güzelliğini istediği için bir ayna gibi hakikati konuşur; hak ve hayır olan şeyleri tavsiye eder, iyiliği emreder, kötülükten nehyeder. Görmediği, belki görmek istemediği kusurlarını hatırlatır; gözünden kaçan eksiklerini tamamlar. Bilir ki, mü’min kardeşi de kendisi için aynı şeyleri yapar. Bu yüzden iki elin birbirini sıvazlayarak yıkaması ve neticede ikisinin de tertemiz olması gibi, mü’min de mü’mini temizler, paklar.
Ramazân-ı Şerîf de bizim gönlümüzün aksettiği bir boy aynasıdır aslında… Rabbimize olan îman, itaat ve muhabbetimizin yansıdığı… Ya da günah, ihmal ve kusurlarımızın göründüğü…
Bazıları Ramazan bitince, “Mübarek on bir aylar geldi!” der, gönlündeki kokuşmuşluğu ortaya dökercesine… Belki bunu şakaya vurur da söyler, ama bu dile gelen hissiyat, Ramazan’ın ikliminden nasip alamamış, ham bir gönlün alâmetidir. Hâlbuki Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ashâbı ve onları takip eden gönlü yüce insanlar, on bir ay boyunca Ramazan’ı iple çekerler; onun gelişini âdeta kapılarda beklerler.
Çünkü Ramazan, ömrün arınma, temizlenme mevsimidir. Dili, gönlü, ameli, bakışı, muâmelesi hata ve günahlarla kirlenmiş insanlar; bir ucundan kirli girdikleri bu aydan -gerektiği gibi değerlendirebildikleri takdirde- tertemiz çıkarlar.
KAYBETTİKLERİMİZİ BULMA VE ARINMA MEVSİMİ
Ramazan, kaybettiklerimizi bulma, “insan olduğumuzu hatırlama” ayıdır. Meselâ kalbimizi, vicdanımızı kaybetmişsek; açlıkla, sabırla, uykusuzlukla, zikirle, şükürle, tefekkürle bunları buluruz. Merhamet ve şefkatimizi kaybetmişsek, kendimize gelir, başkalarını da düşünmeye başlarız. Zamanı kaybetmiş, ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hesap etmez hâle gelmişsek; Ramazan ile dakikaların, günlerin, kalan ömrümüzün kıymetini anlarız. Kendimizi, o büyük hesap gününden önce hesaba çekmeye başlarız. Akrabalarımızı kaybetmişsek, anne-babamızdan, eşimizden, çocuklarımızdan kopmuşsak, komşumuzun yolunu unutmuşsak; fakirlerin, yetimlerin, dulların adresini hatırlamıyorsak; Ramazan rehber olur, elimizden tutar, kaybettiklerimizle bizi buluşturur.
KUR’ÂN’LA BULUŞMA VE PEYGAMBERÂNE BİR CÖMERTLİK
Ramazan, dünya koşuşturmasında ihmal ettiğimiz Kur’ân’la, sadaka ve infakla, oruçla, camiyle, cemaatle buluşturur bizi… Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Kur’ân’ın diliyle der ya:
“Peygamber der ki: «Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler!»” (el-Furkân, 30)
Her ne kadar burada ilk kastedilen Kur’ân’ın çağrısına kulak vermeyen müşriklerse de, o çağrıyı duyup gereğini yerine getirmeyen, okumayan, anlamayan, yaşamayan ümmet-i Muhammed de bu şikâyetten yakasını kurtaramaz!
İşte Ramazân-ı Şerîf, bizim Allah, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve Kur’ân-ı Kerîm ile mesafemizi ölçen; onlara muhabbet ve bağlılığımızın seviyesini gösteren bir boy aynasıdır.
Ancak Ramazan’ın gelişiyle sevinen, oradaki faziletleri “güzellik” olarak gören, gözü ve gönlü şaşı olmamış bahtiyar kimseler; Ramazân-ı Şerîf’in kıymetini anlayabilir. Sadece onlar Ramazan’ın hakikatiyle mutlu olurlar, yürekten sevinirler.
Peygamber Efendimiz ile ilgili ashâbın tesbiti ne güzeldir: “O (s.a.v.) her zaman cömertti, ama Ramazan gelip Cebrâil ile mukâbele okumaya başladıklarında rüzgârlardan daha cömert olurdu.” (Bkz. Müslim, Fedâil, 50)
Cenâb-ı Hak, bu Ramazan’ı hepimiz için nice hayırlara ve hayırlı başlangıçlara vesîle kılsın. Her türlü günahtan ve kötü alışkanlıklardan âzâde eylesin. Hayırlarda yarışmayı; eksik ve kusurlu da girsek, tertemiz bir şekilde Ramazan’ı uğurlamayı hepimize nasîb etsin. Âmîn.
Kaynak:
Ömer Faruk Demireşik, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480
İslam ve İhsan